15 Ağustos 2016 Pazartesi

Selçuk Oğuz Bilime Adanmış Bir Ömür Sanatla Güzellenmiş Bir Yaşam : Ayhan Çıkın




                                                                                                                      Selçuk Oğuz

Baştan söyleyeyim tasarladığım yazı bu değil. Bir bilim insanının yaşamı nasıl olur, ne düşünür, nasıl bilim insanı olunur?.. Soruları usumda yer ettiğinden beri tasarladığım bir yazı ama böyle bir tanıdığım bulunmuyordu. Sonra, benim için çok saygın ve değerli bir ağabey olan Ayhan Çıkın’ı tanıdım. Öylesine alçakgönüllü bir insandı ki Ayhan Çıkın, Onun o alçakgönüllü yaşamına bakıp da derin yaşam birikiminin varsıllığını göremeyen yanılgıya düşebilir ve yararlı bilgiler elde edemezdi. Yıllarca yazmayı tasarladığım bilim insanı yaşamı kişisinin Ayhan Çıkın olduğunu anladım. Ancak Ayhan Çıkın’la ilgili Yaşam Sanat dergisi için istenen yazı ortaya çıkınca, tasarladığım yazı, belki de bir kitap oylumunda olacak, bu yazı olmasını olanaksız kılıyordu.
Ayhan Çıkın yaşamını eğer bu yazıda verebilirsem, ne demek istediğimin daha iyi anlaşılacağını sanıyorum.
Kendi anlatımından yaşamöyküsü; “1 Ocak 1946, Muğla doğumlu. Yatağan Cazkırlar Köyü İlkokulu (1956), Yatağan Ortaokulu (1959), Aydın Lisesi (1962), Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi (1967) mezunu. Uşak Tarım İl Müdürlüğünde 6 ay görev yaptı (1967). 1968’de asistan olarak girdiği E.Ü.Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü’nde doktora (1974) öğrenimini tamamlayarak doçentliğe (1980) ve profesörlüğe (1988) yükseldi.”
Bu yaşamöyküsünün akademik yönünü de alalım: “1978- 1979 arası Paris -INRA’da mesleki çalışmalarda bulundu. Bir süre 19 Mayıs Üniversitesi (Samsun) ve Cumhuriyet Üniversitesi Tokat Ziraat Fakültelerinde görev yaparak (1984–1985) Ege Üniversitesindeki görevine döndü. Burada Bölüm Başkan Yardımcılığı, Tarım Politikası ve Yayım Anabilim Dalı başkanlığı ve Kooperatifçilik bilim dalı başkanlığı görevlerinde bulunarak 1999 yılında, sağlık sorunu nedeniyle, emekli oldu.”
Bu kadarı bile çok şey anlatıyor elbette, ancak Ayhan Çıkın’ı yakından tanıyanlar Onun yaşamının varsıllığı karşısında çok sınırlı bir gerçeği yansıttığını bileceklerdir.
Ayhan Çıkın yaşamının bizde tansıklık uyandıran, birbirinden ayrı düşünülmesi olanaksız iki temel özelliği var; bilim insanı ve sanatçı yönleri. Bir de buna siyasi kişiliğini eklersek, çok baskın özellik olmamakla birlikte, ancak büsbütün de sönük değildir; kişilik özelliklerini bütünlemiş oluruz.
Bilim insanı ve sanatçı kişilik özellikleri açık, bunun üzerine çok söz söylemeye de gerek yok. Ancak bizce bu özellikleri tamamlayan ve sanatçı bir bilim insanının siyasi kimliğiyle örtüşen ayıredici özelliği, kanımızca Ayhan Çıkın kişiliğinin temellendiricisidir. Yaşamöyküsü izleğinden bu tansık kişiliği gözler önüne sermeye çalışacağız.
1946 Muğla-Yatağan, Cazkırlar Köyü’nden başlayan bir yaşam yolculuğudur Ayhan Çıkın’ın yaşamı. Türkiye’nin Batısı’nda ve bugün için en gözde yerlerinden olan bölge 20. Yüzyılın ortasında tipik bir Anadolu yerleşim yeridir ve yoksullukta Türkiye’nin Doğusu’yla eşittir. Şimdi burada sözü  “Bir Bilim İnsanının Yaşam Öyküsü / Söyleşi: Nevzat Çağlar Tüfekçi”ye bırakalım:
“Babam, 1,5 yaşlarında öksüz kalmış. O sırada, tüm dağlar eşkiya dolu. Balkan savaşları var o sıralar, ardından Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı…” Yaşanan koşulların panoramasını bundan iyi çizen söz bulamazdık. Beş çocuk sahibi inşaat ustası babadan okumayı öğrenir Ayhan Çıkın. Sonra ilkokul, ortaokul yaşamı; başlı başına bir serüvendir ama lise öğretimi yıllarında karşılaşılan zorluklar yanında sözü bile edilmeye değmez! Zorluklar aşılır Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ne 1962 yılında kaydolunur. Ziraat fakültesini isteme nedeni daha çok okulun verdiği yüksek öğrenim bursu ve ilk kez yaşamında rahat bir sokul? alacaktır. Bir ev tutar arkadaşlarıyla birlikte, sonrasını Nevzat Çağlar Tüfekçi’nin yaptığı söyleşiden okuyalım:  
Evimize 4 tane gazete girerdi her gün. Cumhuriyet, Milliyet, Son Havadis, Tercüman gibi… Gazetelerin ikisi sol, ikisi sağ gazeteydi. Bunları okur, üzerlerinde tartışırdık.” Bir yanda üniversite yaşamı öte yanda toplumsal sorunların tartışılması ve sanat... Bir ara, ‘Türkiye İşçi Partisi İzmir Merkez ilçe Başkanlığı da yapar… Mehmet Ali Aybar zamanında....’
Sol düşüncelerle tanışması, bu konudaki anıları Öğretmenimizin, çok hoştur. ‘Menemen’e staja gidilir, fakültenin çiftliği vardır, çiftlikte seminer verilecektir. “Ben de seminer konusu olarak sosyalizmi aldım. Sosyalizmin anasını ağlatacağım.” diye anlatır o günler Ayhan Çıkın ama bir yandan da sosyalizmle ilgili yayınlar okur, bilinçlenir. Ayhan Çıkın’dan dinleyelim sonrasını:
“Okudukça, ben sosyalizmi eleştirecekken; sosyalist öğreti beni eleştirmeye başladı. “Sen kimsin, nereden geldin, hangi kökenden geldin, nasıl yaşıyorsun, emeğin değeri, emek-sermaye çelişkisi ne?”; bütün bunları sorgulamaya başladım. Bunları sorgulamaya başladıktan sonra sanki birden bire ben şekil değiştirdim. Bambaşka bir ben oldum. İnsan kendi kafasındaki tabuları sorgulamaya başladığı zaman çözülmeye başlıyor. Böylece, sosyalizmi eleştireceğim derken, sosyalizmi savunur hale geldim.”
Sonra Ege Üniversitesi’nde akademik yaşam başlar. Bu aşamada siyaset oldukça geride kalır, yaşam savaşı önceliği karşısında. Sanat da geri kalır gibi. Daha doğrusu akademik yaşam, sanata olan düşkünlüğü bastırır gibi ama hiçbir zaman tam olarak sanattan kopamaz.
Ayhan Çıkın, bilinen anlamda bir akademisyen değildir. Akademik yaşamın hem kuramsal hem uygulama alanında etkinlik gösterir ve bu anlamda bilimsel yayınlar vermeye başlar. İşte bizi tasarladığımız yazıdan alıkoyan bir neden de bu olmuştur. Değerli Ağabeyimizden aldığım belgeleri şöyle bir incelemek bile, kısa zamanda yapacağım bir çalışmayla işin içinden çıkılamayacağını anladım. Ne demek istediğimiz Ayhan Çıkın’ın yapıtlarıyla ilgili bilgi verdiğimizde daha iyi anlaşılacaktır. Yaşamöyküsünde:

“Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN’ın Yayınları
TARIM EKONOMISI,  ÖZELLİKLE TARIMSAL KOOPERATİFÇILIK ALANINDA ULUSAL VE ULUSLAR ARASI DÜZEYDE 100’DEN FAZLA BİLİMSEL TOPLANTIYA BİLDİRİLİ KATILIM. MESLEKİ ALANINDA 20’Sİ KITAP OLMAK ÜZERE 100’DEN FAZLA YAYIN. “ Sonra yayınların dökümüne geçilir; tam on sayfa! Bunların arasında söyleşiler ve tükenmez bir enerjiyle yazdığı edebiyat-sanat ürünleri yoktur ki bunların arasında edebiyatın her türünden örnekler bulmak olası. Ama bunlardan daha çok ve bizi asıl etkileyen, yapmak istedikleriyle yüklü birikimi vardır.
İstediğimiz boyutlarda olmasa da Ayhan Çıkın’la ilgili yaptığımız çalışmada şu gerçeği gördük; aldığı eğitim, buna bağlı siyasal bilinç ve çok daha öncelerden başlayan sanatsal yönelim, Ayhan Çıkın’da bir potada eritilmiş. Ne doğduğu topraklarla olan bağını koparmış, ne geldiği toplumsal kökene sırtını dönmüş. Ne geçmişin korkunçluğundan utanmış ve bunlara boyun eğmiş, ne gelecekten umut kesmiş ve yaşamı yeşertmekten uzak kalmış. Nasıl bir siyasi bilinç taşıdığını sanırım en iyi şu sözler tanıtlayacaktır ama konuşmanın öncesinden alalım:
“Türkiye üzerine anlatacakları bitecek gibi değil.
Bu kalp sadece ülke sorunları için yorulmaz. Kimler için attı?”  sorusuna yanıtı, kısa ve net: “Eşim için.”
Başka heyecanlar yok muydu?'' merakına yansıttığı, sadece bir tebessüm.
Hastanede yattığı günlerde ölümü soluduğunu da sözlerine ekliyor.
“O süreçte yani ölüm sürecinde pek çok şeyle yüzleştim, sorgulamasını yaptım. Ailemle, mesleğimle, arkadaşlarımla, ideolojimle... Sorgulamalarımın tümünden rahat çıktım” diyor.
Adeta, gittiğini ve geldiğini söylüyor. Ama yine de vurgulamadan edemiyor:
“Ölümle yüz yüzeydim. Yine de hiçbir yere gitmedim. Yine sosyalistim, yine halktan, haklıdan ve bilimsel düşünceden yanayım. Düşünsel ve ideolojik olarak olduğum yerdeyim.”
Sanırım bu sözlerdeki kadar Ayhan Çıkın’ı anlatan söz olamazdı. Bu sözler ki ne büyük bir bilim kafası ve sevgi dolu bir eşten taşıdığı sanatçı yüreği olduğunu ortaya koymaktadır.
Ayhan Çıkın için bilim yani tarım ve kooperatifçilik, bir tür yaşam biçimidir. Ömrünü verdiği çalışmalarında, bu işin yeterince değeri anlaşılamayan konuyu tüm yönleriyle ortaya koymuştur. Bilim alanı kadar baskın olan sanat konusu, Ayhan Çıkın yaşamının bileşkesi denilse yeri vardır. Emekli olduktan sonra da bu iki konuda düşünmeye, üretmeye devam edecektir.
Kısaca değinmeye çalıştığımız Ayhan Çıkın yaşamı böylesine bir varsıllık üzerine kuruludur ve bir dergi için uzun olan bu yazıda ancak belli yönlerini ele alabildik.
Üretmeye, yaratmaya, bizlerle birlikte yaşamı çoğaltmaya devam eden Değerli Bilim İnsanı, Sevgili Sanatçı Ağabeyimiz Ayhan Çıkın’a en içten saygılarımızı sunuyoruz.


(*) Selçuk Oğuz, Bilime Adanmış Bir Ömür, Sanatla Güzellenmiş Bir Yaşam:
Ayhan Çıkın, Yaşam Sanat Dergisi, Ekim 2015, Sayı: 17, Adana, s. 67-69.