Selçuk Oğuz
Baştan söyleyeyim
tasarladığım yazı bu değil. Bir bilim insanının yaşamı nasıl olur, ne düşünür,
nasıl bilim insanı olunur?.. Soruları usumda yer ettiğinden beri tasarladığım
bir yazı ama böyle bir tanıdığım bulunmuyordu. Sonra, benim için çok saygın ve
değerli bir ağabey olan Ayhan Çıkın’ı tanıdım. Öylesine alçakgönüllü bir
insandı ki Ayhan Çıkın, Onun o alçakgönüllü yaşamına bakıp da derin yaşam
birikiminin varsıllığını göremeyen yanılgıya düşebilir ve yararlı bilgiler elde
edemezdi. Yıllarca yazmayı tasarladığım bilim insanı yaşamı kişisinin Ayhan
Çıkın olduğunu anladım. Ancak Ayhan Çıkın’la ilgili Yaşam Sanat dergisi için
istenen yazı ortaya çıkınca, tasarladığım yazı, belki de bir kitap oylumunda olacak,
bu yazı olmasını olanaksız kılıyordu.
Ayhan Çıkın yaşamını
eğer bu yazıda verebilirsem, ne demek istediğimin daha iyi anlaşılacağını
sanıyorum.
Kendi anlatımından
yaşamöyküsü; “1 Ocak 1946, Muğla doğumlu. Yatağan Cazkırlar Köyü İlkokulu
(1956), Yatağan Ortaokulu (1959), Aydın Lisesi (1962), Ege Üniversitesi Ziraat
Fakültesi (1967) mezunu. Uşak Tarım İl Müdürlüğünde 6 ay görev yaptı (1967).
1968’de asistan olarak girdiği E.Ü.Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü’nde
doktora (1974) öğrenimini tamamlayarak doçentliğe (1980) ve profesörlüğe (1988)
yükseldi.”
Bu yaşamöyküsünün
akademik yönünü de alalım: “1978- 1979 arası Paris -INRA’da mesleki
çalışmalarda bulundu. Bir süre 19 Mayıs Üniversitesi (Samsun) ve Cumhuriyet
Üniversitesi Tokat Ziraat Fakültelerinde görev yaparak (1984–1985) Ege
Üniversitesindeki görevine döndü. Burada Bölüm Başkan Yardımcılığı, Tarım
Politikası ve Yayım Anabilim Dalı başkanlığı ve Kooperatifçilik bilim dalı
başkanlığı görevlerinde bulunarak 1999 yılında, sağlık sorunu nedeniyle, emekli
oldu.”
Bu kadarı bile çok şey
anlatıyor elbette, ancak Ayhan Çıkın’ı yakından tanıyanlar Onun yaşamının
varsıllığı karşısında çok sınırlı bir gerçeği yansıttığını bileceklerdir.
Ayhan Çıkın yaşamının
bizde tansıklık uyandıran, birbirinden ayrı düşünülmesi olanaksız iki temel
özelliği var; bilim insanı ve sanatçı yönleri. Bir de buna siyasi kişiliğini
eklersek, çok baskın özellik olmamakla birlikte, ancak büsbütün de sönük
değildir; kişilik özelliklerini bütünlemiş oluruz.
Bilim insanı ve sanatçı
kişilik özellikleri açık, bunun üzerine çok söz söylemeye de gerek yok. Ancak
bizce bu özellikleri tamamlayan ve sanatçı bir bilim insanının siyasi
kimliğiyle örtüşen ayıredici özelliği, kanımızca Ayhan Çıkın kişiliğinin
temellendiricisidir. Yaşamöyküsü izleğinden bu tansık kişiliği gözler önüne
sermeye çalışacağız.
1946 Muğla-Yatağan,
Cazkırlar Köyü’nden başlayan bir yaşam yolculuğudur Ayhan Çıkın’ın yaşamı.
Türkiye’nin Batısı’nda ve bugün için en gözde yerlerinden olan bölge 20.
Yüzyılın ortasında tipik bir Anadolu yerleşim yeridir ve yoksullukta Türkiye’nin
Doğusu’yla eşittir. Şimdi burada sözü “Bir
Bilim İnsanının Yaşam Öyküsü / Söyleşi: Nevzat Çağlar Tüfekçi”ye bırakalım:
“Babam, 1,5 yaşlarında
öksüz kalmış. O sırada, tüm dağlar eşkiya dolu. Balkan savaşları var o sıralar,
ardından Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı…” Yaşanan koşulların
panoramasını bundan iyi çizen söz bulamazdık. Beş çocuk sahibi inşaat ustası
babadan okumayı öğrenir Ayhan Çıkın. Sonra ilkokul, ortaokul yaşamı; başlı
başına bir serüvendir ama lise öğretimi yıllarında karşılaşılan zorluklar yanında
sözü bile edilmeye değmez! Zorluklar aşılır Ege Üniversitesi Ziraat
Fakültesi’ne 1962 yılında kaydolunur. Ziraat fakültesini isteme nedeni daha çok
okulun verdiği yüksek öğrenim bursu ve ilk kez yaşamında rahat bir sokul? alacaktır. Bir ev tutar arkadaşlarıyla
birlikte, sonrasını Nevzat Çağlar Tüfekçi’nin yaptığı söyleşiden okuyalım:
“Evimize 4 tane gazete girerdi her gün.
Cumhuriyet, Milliyet, Son Havadis, Tercüman gibi… Gazetelerin ikisi sol, ikisi
sağ gazeteydi. Bunları okur, üzerlerinde tartışırdık.” Bir yanda üniversite
yaşamı öte yanda toplumsal sorunların tartışılması ve sanat... Bir ara, ‘Türkiye
İşçi Partisi İzmir Merkez ilçe Başkanlığı da yapar… Mehmet Ali Aybar
zamanında....’
Sol düşüncelerle tanışması, bu konudaki anıları Öğretmenimizin, çok
hoştur. ‘Menemen’e staja gidilir, fakültenin çiftliği vardır, çiftlikte seminer
verilecektir. “Ben de seminer konusu olarak sosyalizmi aldım. Sosyalizmin
anasını ağlatacağım.” diye anlatır o günler Ayhan Çıkın ama bir yandan da
sosyalizmle ilgili yayınlar okur, bilinçlenir. Ayhan Çıkın’dan dinleyelim sonrasını:
“Okudukça, ben sosyalizmi eleştirecekken; sosyalist öğreti beni
eleştirmeye başladı. “Sen kimsin, nereden geldin, hangi kökenden geldin, nasıl
yaşıyorsun, emeğin değeri, emek-sermaye çelişkisi ne?”; bütün bunları
sorgulamaya başladım. Bunları sorgulamaya başladıktan sonra sanki birden bire
ben şekil değiştirdim. Bambaşka bir ben oldum. İnsan kendi kafasındaki tabuları
sorgulamaya başladığı zaman çözülmeye başlıyor. Böylece, sosyalizmi
eleştireceğim derken, sosyalizmi savunur hale geldim.”
Sonra Ege Üniversitesi’nde akademik yaşam başlar. Bu aşamada siyaset
oldukça geride kalır, yaşam savaşı önceliği karşısında. Sanat da geri kalır
gibi. Daha doğrusu akademik yaşam, sanata olan düşkünlüğü bastırır gibi ama
hiçbir zaman tam olarak sanattan kopamaz.
Ayhan Çıkın, bilinen anlamda bir akademisyen değildir. Akademik
yaşamın hem kuramsal hem uygulama alanında etkinlik gösterir ve bu anlamda
bilimsel yayınlar vermeye başlar. İşte bizi tasarladığımız yazıdan alıkoyan bir
neden de bu olmuştur. Değerli Ağabeyimizden aldığım belgeleri şöyle bir
incelemek bile, kısa zamanda yapacağım bir çalışmayla işin içinden
çıkılamayacağını anladım. Ne demek istediğimiz Ayhan Çıkın’ın yapıtlarıyla
ilgili bilgi verdiğimizde daha iyi anlaşılacaktır. Yaşamöyküsünde:
“Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN’ın Yayınları
TARIM EKONOMISI, ÖZELLİKLE
TARIMSAL KOOPERATİFÇILIK ALANINDA ULUSAL VE ULUSLAR ARASI DÜZEYDE 100’DEN FAZLA
BİLİMSEL TOPLANTIYA BİLDİRİLİ KATILIM. MESLEKİ ALANINDA 20’Sİ KITAP OLMAK ÜZERE
100’DEN FAZLA YAYIN. “ Sonra yayınların dökümüne geçilir; tam on sayfa!
Bunların arasında söyleşiler ve tükenmez bir enerjiyle yazdığı edebiyat-sanat
ürünleri yoktur ki bunların arasında edebiyatın her türünden örnekler bulmak
olası. Ama bunlardan daha çok ve bizi asıl etkileyen, yapmak istedikleriyle
yüklü birikimi vardır.
İstediğimiz boyutlarda olmasa da Ayhan Çıkın’la ilgili yaptığımız
çalışmada şu gerçeği gördük; aldığı eğitim, buna bağlı siyasal bilinç ve çok
daha öncelerden başlayan sanatsal yönelim, Ayhan Çıkın’da bir potada eritilmiş.
Ne doğduğu topraklarla olan bağını koparmış, ne geldiği toplumsal kökene
sırtını dönmüş. Ne geçmişin korkunçluğundan utanmış ve bunlara boyun eğmiş, ne
gelecekten umut kesmiş ve yaşamı yeşertmekten uzak kalmış. Nasıl bir siyasi
bilinç taşıdığını sanırım en iyi şu sözler tanıtlayacaktır ama konuşmanın
öncesinden alalım:
“Türkiye
üzerine anlatacakları bitecek gibi değil.
“Bu kalp
sadece ülke sorunları için yorulmaz. Kimler için attı?” sorusuna yanıtı, kısa ve net: “Eşim
için.”
“Başka heyecanlar yok muydu?'' merakına
yansıttığı, sadece bir tebessüm.
Hastanede
yattığı günlerde ölümü soluduğunu da sözlerine ekliyor.
“O
süreçte yani ölüm sürecinde pek çok şeyle yüzleştim, sorgulamasını yaptım.
Ailemle, mesleğimle, arkadaşlarımla, ideolojimle... Sorgulamalarımın tümünden
rahat çıktım” diyor.
Adeta,
gittiğini ve geldiğini söylüyor. Ama yine de vurgulamadan edemiyor:
“Ölümle
yüz yüzeydim. Yine de hiçbir yere gitmedim. Yine sosyalistim, yine halktan,
haklıdan ve bilimsel düşünceden yanayım. Düşünsel ve ideolojik olarak olduğum
yerdeyim.”
Sanırım bu sözlerdeki kadar Ayhan Çıkın’ı anlatan söz olamazdı. Bu
sözler ki ne büyük bir bilim kafası ve sevgi dolu bir eşten taşıdığı sanatçı
yüreği olduğunu ortaya koymaktadır.
Ayhan Çıkın için bilim yani tarım ve kooperatifçilik, bir tür yaşam
biçimidir. Ömrünü verdiği çalışmalarında, bu işin yeterince değeri
anlaşılamayan konuyu tüm yönleriyle ortaya koymuştur. Bilim alanı kadar baskın
olan sanat konusu, Ayhan Çıkın yaşamının bileşkesi denilse yeri vardır. Emekli
olduktan sonra da bu iki konuda düşünmeye, üretmeye devam edecektir.
Kısaca değinmeye çalıştığımız Ayhan Çıkın yaşamı böylesine bir varsıllık
üzerine kuruludur ve bir dergi için uzun olan bu yazıda ancak belli yönlerini
ele alabildik.
Üretmeye, yaratmaya, bizlerle birlikte yaşamı çoğaltmaya devam eden
Değerli Bilim İnsanı, Sevgili Sanatçı Ağabeyimiz Ayhan Çıkın’a en içten
saygılarımızı sunuyoruz.
(*) Selçuk Oğuz, Bilime Adanmış
Bir Ömür, Sanatla Güzellenmiş Bir Yaşam:
Ayhan Çıkın, Yaşam Sanat Dergisi, Ekim 2015,
Sayı: 17, Adana, s. 67-69.