ŞİİRİN EĞİTİMDEKİ YERİ : NAHİT
ULVİ AKGÜN ÖRNEĞİ
T.Ayhan ÇIKIN
Bu
makalede Nahit Ulvi Akgün’ün eğitimci kimliğinin şiiriyle karşılıklı etkileşimi
incelenmeğe çalışılmıştır.
Eğitim,
insan zihnini daraltmayı değil,
genişlemeyi amaçlar. Bilimin/sanatın –özelde şiirin- gerçek tutumu da doğmatizme karşı eleştirel bir yaklaşım olmalıdır. Eğitim,
insanların inanma arzusundan çok öğrenme arzusunu geliştirmelidir. Genelde
eğitim sistemlerinin, insanların öğrenme arzularını geliştirme yerine,
efendilerinin arzularına boyun eğmelerini sağlayacak şekilde
yapılandırılmıştır.
“Eğitimin
iki amacı olmalıdır : birincisi okuma – yazma, dilbilgisi, matematik gibi
alanlarda kesin bilgiler vermek; ikincisi de, kendi başlarına bilgi edinmek ve
sağlıklı değerlendirme yapmayı olanak veren zihinsel alışkanlıklar
kazandırmaktır”.
Bunlardan birincisinde bilgi, ikincisinde de zekanın (intelligence) geliştirilmesi ön planda yer alması istenir.
Eğitimin,
rasyonalizmin ve düşünce özgürlüğünün önündeki başlıca engellerden biri olması
gibi paradoksal bir durumu da gözlemlenmektedir.
“İki
basit ilke, benimsendikleri takdirde, hemen hemen bütün sosyal sorunları
çözebilir . Birincisine göre eğitimin
amaçlarından biri, insanların sadece doğru olduklarına dair bazı mantıksal
nedenler bulunan önermelere inanmalarını
öğretmek olmalıdır. İkincisi de, bir işe adam alınırken, sadece, o işe uygun
olup olmadığına bakılması gerekliliğidir”
Eğer
dünyada hoşgörü egemen kılınmak isteniyorsa, okullarda öğretilmesi gereken en önemli şey, kanıtları değerlendirme
alışkanlığı , doğru olduklarına dair bir kanıt bulunmayan önermeleri olduğu gibi kabul etmeme
alışkanlığı kazandırılmalıdır.
Bilimsel
görüş insanlığı yeni baştan şekillendirmeyi olanaklı kılar ve bütün sıkıntıları
için de bir çıkış yolu sağlar; sanatsal görüş ise onu yeni boyutlar kazandırır,
bilimin yeni katkılarını insanlığın içselleştirmesini sağlar.
Eğitim, insana doğruya elden geldiği kadar yakınlaşma
yeteneği sağlar, bunun için de insanlara dürüstlüğü
öğretmelidir
Eğitim
sistemi, bir gencin, soruların bütün yanıtlara açık olduğunu ve bir tartışmanın
, sonucu ne olursa olsun, sürdürülmesi gerektiğini öğretmelidir.
*
Nahit
Ulvi nasıl bir eğitimcidir ? Eğitimle ilgili yukarıda söylenenlerle ne ölçüde
örtüşmektedir ? Nahit Ulvi’nin şiirleri ve yaşamı bir eğitim felsefesi
penceresinden bakılarak incelenirse , “eğitimde şiir ve şair”in rolü hakkında
önemli ip uçları elde edilebileceği kanısındayım. Örneğin onun eğitimci kimliği ile şair kimliğini ortaya koyan “Kravatı Buruşuk Öğretmenim”
yazısında Aydın Engin, şu saptamaları
yapmaktadır :
“Küçücük
Ege kasabası Ödemiş. 1956 ilkbaharında
yeni gelen edebiyat öğretmenini bağrına basmadı hemen. Bekardı. Daha geldiği
gün kasabanın sıradan meyhanesinde şarap içmişti yalnız başına . sokulgan
değildi. Üstelik şair olduğu söyleniyordu. Şair…Şiir… demek hercaimeşrep bir
tuhaf adem… O da kenti pek umursamadı. Ama öğrencilerini çok umursadı”.
Yine
Aydın ENGİN anlatıyor : İlk ders, ilk ev ödevi . Refik Halit Karay’ın Eskici
öyküsünden bir tümce “Çiviler ağzına batmaz mı senin?” “Bu cümleyi başka türlü
söylemeyi deneyin; sözcüklerin hepsini kullanacaksınız ama yerlerini
değiştirin. Daha güzel söylenip söylenemeyeceğini bulun çıkarın bakalım”. Tüm
sözcükler yerleri değiştirilerek yeni tümceler kurulur; önce öğretmen kızılır.
Ancak A.Engin şöyle değerlendiriyor yıllar sonra bu eğitsel yaklaşıma : “Oğlan
yeni bir dünyaya adım attığının farkında bile değil. Ama “çiviler ağzına batmaz
mı senin” cümlesinde akıp giden Türkçe’nin farkında. Dilin akıp gitmesinden tat
almayı öğreniyor oğlan çocuğu. Cümle ancak böyle söylendiğinde çiviler ağza
batmıyor”
“İkinci
ders. ikinci şaşkınlık. Bu kez Enderunlu Vasıftan bir alıntı :
O
gül endam bir alşale bürünsün, yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün
“Vay
canına… divan şiiri yeni şiir ayrımına gülüp geçiyor bu öğretmen. O şiiri
arıyor, buluyor. Bulduğunu öğrencileriyle bölüşüyor”
İşte
eğitim, işte çağdaş bir eğitimci, işte şiir/sanat, işte şair : Nahit Ulvi
Akgün.
*
Olumlu
veya olumsuz , sanatsal görüş insanlık
için önemli bir konudur. Bilimsel alanda olduğu gibi sanatsal görüşün kendisi de iki yönlüdür :
yaratanlarla değerlendirenler ayni kişiler değildir ve birbirinden farklı
zihinsel alışkanlıkları gerektiririler. Her yaratıcı gibi sanatsal/şiirsel yaratıcı da entelektüel bir
yolla ifade edilen güçlü duygulardan esinlenir; bu ifade açıklanmamış bir
inancı da içerir; eğer bu inanç olmasa
sanat/şiir belki de pek bir şey başaramaz. Değerlendiricinin böyle bir
inanca gereksinimi yoktur; o her şeyi yerli yerinde görür; kendince gerekli
noktaları değerlendirir; belki de yaratıcıyı/şairi, kendisine kıyasla kaba ve
ilkel bir kişi olarak düşünür. Uygarlık daha yaygın ve daha olağan bir aşamaya
geldiğinde değerlendiricinin düşünce tarzında , yaratıcı olabilecek kişilere
karşı bir hükmetme eğilimi baş gösterebilir. Sonuçta söz konusu uygarlık yozlaşır ve geriye dönük bir hal alır. Sanatta/şiirde bu tür bir gelişim başlamakta gibi görünüyor.
Öncülere güç veren inanç , özünden çürümeye başlamıştır.
Nahit
Ulvi’nin şiirlerini konu ve zaman bakımından iki ana dilimde değerlendirmeğe
tabi tutmak mümkündür: birincisi 1960’lı yılların ortalarına kadarki dönemde
gözlemci bir yöntemle sıradan insanların yaşamlarını, aşklarını, sevdalarını
şiirin o büyülü dinamiği içinde verir. Gözlem yöntemi, bilimin en önemli
araçlarından biridir. Nahit Ulvi insanlar üzerindeki gözlemlerini şiir yoluyla
topluma sunarken gözlemlerindeki
fazlalıkları arıtarak sunması bir eğitimci kadar bir bilimsel uygulamayı da
şiir de gösterebilen bir özelliğe sahiptir.
Bu özelliklerini hemen tüm şiirlerinde gözlemlemek mümkündür . Birkaç
örnek :
CEVİZ SANDIK
“Büyükannemin
ceviz sandığı
Açılır
usulca arada bir
Kim
bilir nereden gelmiştir
Giysileri,
pudrası, allığı”
( Ceviz Sandık)
“Hastalansan
ayrı düşsen birgün
Binlerce
parmak kalkar uykunda
Şaşırır
kalırsın sevinçten
Ne
kadar sağsın ortalarında”
(Tanıdığım Öğretmen)
Nahit
Ulvi Akgün’ün ikinci dönem şiirleri,
1960’lı yılların ortasından sonra yayınladıkları şiirlerdir, denilebilir.
Özellikle birinci dönemin gözlemlerinden içselleştirdiği bilgi birikimlerini,
bilimsel yöntemin en önemli araçlarından biri olan “tümdengelim ve tümevarım”
uygulamalarıyla yaratır. “Evren Türküsü” şiiri bunun en güzel örneğidir.
Yaşamdaki
kötülükler, kısmen doğal nedenlerden,
kısmen de insanların birbirlerine olan düşmanlığından kaynaklanır. İnsanlık tarihinde savaşlar ve rekabet, genellikle yiyecek
sağlamak için yapılmıştır; bu yiyecekler de sadece galip gelenlerce gasp
ediliyordu . Son dörtyüz yıldır bilim
sayesinde doğal güçlere egemen olma
yoluna girilmiştir. Günümüzde
insanların birbirlerine yenmek yerine, elele vererek kendilerini doğaya fethetmeye adamaları halinde daha rahat ve mutlu yaşam sürmeleri mümkündür. Doğanın bazen bir
dost , bazen de başka insanlarla kavgada bir müttefik olarak kabul edilmesi, insanın dünyadaki gerçek konumunu
belirsizleştirmekte ve insanoğlunun kalıcı mutluluğunu sağlayacak yegane
savaşım olan bilimsel ve sanatsal güç
arayışına giden çabaları saptırmaktadır.
Nahit Ulvi “Evren
Türküsü” adlı şiir yapıtıyla bu
saptırmaya karşı koyacak güçte bir nehir- şiir ortaya koyabilmiştir : Bu şiirinde Nahit Ulvi tam bilimsel düşünce mantığı
içinde dizelerini kurar. Kitap kısaca şöyle özetlenebilir : Birinci bölüm :
insanın doğuşu, doğanın insanla birlikte hareketlenişi, suyun rolü, ateşin
keşfi, tanrıları yaratması, bireysel çıkarların savaşlarla beslenmesi, tarımsal
ve endüstriyel faaliyetler,vb… İkinci
bölüm : Orta çağ karanlığının tırmanışı,insanın insanla, insanın doğayla
savaşı, vb… Üçüncü bölüm : insanın kendini doğadaki diğer varlıklarla
kıyaslaması, sonsuzluğu ve kendi sonluluğunu kavraması ,insanın doğaya acımasızca kıymasının yaratacağı acı sonuç,
vb… Dördüncü bölüm : Yine doğayla insan arasındaki çatışma, doğanın hunharca
yok edilmesi, burnunun ucundaki mutluluğu yok eden insanoğlu, vb… Beşinci bölüm
: Eserin final bölümüdür; yaşamın bakir olduğu dönemlere yönelmesi,
çürümüşlükten, kokuşmuşluktan kaçış; insanın bu yok oluştaki suçluluğunu
haykırır ozan . Ve umudu kuş kanatlarını
takıp göndermeden, bizzat insanın içinde tutarak bitirir şiirini :
“Çürümekteyiz
Çürümekteyiz
Çürümekteyiz
Kulak verin bize
İşte dört bir yandan taptaze
Canımız ciğerimiz yeryüzüne
Filiz filiz
Yürümekteyiz
Yürümekteyiz
Yürümekteyiz”
(Evren Türküsü)
(…)
“İncesiniz dal gibisiniz tek tek
Birleştiniz
mi bir koca orman
Uyanırsınız
öyle duman duman
Yürürsünüz
gün günden güçlenerek
İncesiniz dal
gibisiniz tek tek”
(Ağaç Uyandıran Rüzgarları”
Herkesin
içinde mantıktan esinlenmeyen eylemlerle tüketilmesi gereken bir enerji vardır:
bu enerjinin çıkış yolunu, koşullara
göre, sanatta, tutkulu aşkta veya tutkulu nefrette bulur. . Hasetlik, gaddarlık
ve nefret hemen bütün ruhban sınıfı
tarafından kutsanırken, özellikle özgür
olmaları gereken şeyler baskı altında tutulmaktadır. Çağdaş sanayi toplumunun katı disiplini
–saygınlık, düzenlilik ve rutinlik- sanatsal dürtüyü köreltmiş ve
aşkı/sevgiyi verimli, özgür ve yaratıcı
olmak yerine bunalıma ve gizliliğe itmiştir. İnsanlar, gençler, aşklarını,
sevdalarını şair(ler)in dizeleriyle aktarma yollarını ararlar. Nahit Ulvi’nin
pek çok şiiri böyle gizli sevdaların
taşınmasında, insanların sevgi ve aşka eğitilmesinde duygularına
sözcüklere dökmesinde eğiticiliğini şiiri aracılığı ile sürdürmüştür. Bunun en
güzel örneği “Birisi” adlı şiirinde
klasikleşir . Bu konuda gazeteci Zeynep Oral şunları yazıyor :
“Hepimizin
şiir defterleri vardı. Çoğumuz saat başı şiir yazıyorduk. Duygu
bombardımanlarımızı sözcüklerimizi, yan yana değil de alt alta yazmanın,
yeterli olduğunu sanıyorduk. .. Gerçek şairlerin bizimkilere benzemeyen şiirlerini okudukça, fena halde
bozuluyor, kendi yazdıklarımızı yırtıp, şiir defterlerimize onların
yazdıklarını yazıyorduk…(…) Bir şiir vardı ki, o hepimizin defterinde baş
köşedeydi. “Birisi” adlı şiir.”
Birisi
Birşey var aramızda,
Senin bakışından belli,
Benim yanan yüzümden.
Dalıveriyoruz arada bir,
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belli,
Gülüşerek başlıyoruz söze.
Birşey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek,
Fakat ne kadar saklasak nafile,
Birşey var aramızda senin gözlerinde ışıldıyor,
Benim dilimin ucunda
Kısacası
,Nahit Ulvi aşkı, sevgiyi özelleştirir, normalleştirir.
Bireysel,
toplumsal ve hatta uluslararası
kıskançlık çılgınlığının tedavisini gerçekleştirmek, kıskançlıklara ve
sınırlamalara dayalı olmayan, dopdolu bir yaşam isteğine ve başka insanların
birer engel değil, birer yardımcı olabileceğin idrakine dayalı bir ahlak
oluşturma da sanatın – özelde şiirin- katkısının olabileceğini pek çok işi
ütopik olarak bakabilir. Ancak insanlar bir başkasının mutsuzluğu peşinde koşacağı yerine
kendi mutluluklarının peşine düşmeyi öğrenebilirlerse bu beklentinin gerçekleşmesinde eğitimin,
şiirin ve şairin önemli işlevleri olabileceği bir varsayım değildir. Nahit
Ulvi’nin şiirleri bu bakış açısından da irdelenebilir :
“Elma yedim elmayım ben
Yıldızlara baktım yıldızım dedim
Kuzular yedim koyunlar yedim
Kuzudan koyundan yanayım ben”
(Çoğul
Mutluluk)
Nezaket,
bir kişinin veya çevresindekilerin meziyetlerine ilişkin , görüşlerine saygılı
olma alışkanlığıdır. Sosyal amaçlı toplantılarda nezaketle kusur her ne kadar
hoş değilse de mitleri yok etmek bakımından çok yararlıdır. Nezaket ile
bağıntılı olan açık gönüllülük, kendimizi ve kendimizde olan şeylerden üstün tutmuyor gibi davranmayı
gerektirir. Böyle incelikler sakin ve dingin bir yaşam tarzı gerektirir. Nahit
Ulvi nazik ve nezaketli bir insandır. Bu yönünü Atilla Er şöyle özetliyor .
“Her
zaman yalın bir yaşam sürmeye özen göstermiştir, Nahit Ulvi. Hiçbir arkadaşına
eleştiri oklarını yöneltmemiştir. Ancak her zaman eleştiri oklarına hedef
olmuştur. O yalnızca şiir yazmak istencinin içerisinde olmuştur. Kendi kuşağının şairlerinden uzak
durmuştur.”(…)
“Yoğun imge yüklü şiirlerden kaçınmıştır. Halkın anlayacağı bir üslup
kullanmayı kendine amaç edinmiştir. Toplumun anlayamayacağı üslupta yazılan
şiirlerin yeterince etkili olamayacağı düşüncesini taşımaktadır. (…) Konuları
da güncel yaşamın içersindendir”
Eğitim
çok boyutlu bir konudur. Eğitim , toplumsal gelişim, bilgilenme, yaşam ,
istihdam, vb.. amaçlı olabilir. Hangi amaçla yapılırsa yapılsın eğitimin en
önemli amacı, soru sorabilen, sorgulayabilen, düşünebilen, yeni bilgiler
üretebilen ve tartışabilen bir insan
yetiştirebilmektir. Nahit Ulvi Akgün, eğitimcidir, felsefecidir, şairdir. Yani
eğitimin odak noktalarında rol üstlenmiş
bir kişidir. Şiirin en önemli aracı sözcüklerdir. Dilinde, düşüncenin de en
önemli aracı sözcüklerdir. Şair ise sözcükleri en iyi kullanabilen kişidir.
Eğitimci ise sözcüklerle düşünceleri, düşüncelerle insanları yön veren
kişilerdir. Şiiri, eğitimde kullanabilme açısından Nahit Ulvi Akgün önemli bir
yerde durmaktadır.
T.
Ayhan ÇIKIN
Milas,
Eylül 2010