6 Eylül 2014 Cumartesi

ZAMAN ÇİÇEĞİ



“(Halk) kendisine dürüst davranılmadığı
  için dürüst olmaktan çıktı ve güzel
  işlerle sonuçlanmayan güzel sözler
  dinleye dinleye güvenini yitirdi.”
                                                               LAO, TZEU-17, M.Ö.600.yıl.



Aha şurada
şuramda
göğsümün üstünde
eski türkülere inat
eski özgürlüklere inat
duruyor gün yirmi dört saat
demir kelepçelerle
kuşatılmış sevinçlerim.



Aha şurada
şuramda
kara saçlarımın altında
yıllarca bugüne büyüttüğüm
büyütmek için
tarlalarımı her gün sürdüğüm
beynimin ince zarları içinde
dimdik ayakta duruyor
demir kelepçelerle
örülü düşüncelerim.



Koşuyordum,
öğrenmiştim koşmayı dünlerden
bugünden yarına taşıyordum sevinçleri
ayaklarımın ince parmakları üzerinde
aha... bu yollardan geçiyordum
imbikten süzülürcesine geçiyordum
takılı kaldı ansızın bir dönemeçte
yarına gebe parmaklarım


Aha . . . oradaki
sendin kırmızı bir mumla mühürleyen kapımı
bilinçaltına itilmiş düşlerle
arada bir aydınlanan gözlerinden itiyordun ışığı
tedirgince örüyordun zincirini karanlığın



Aha sen . . .
hadi kalk oradan
zamanın kızgın demiriyle oynama
ben ki spartaküs’le başladığım yolculuğumda
çoğala çoğala gelmişim
gürül gürül gelmişim
kurbanlar vere vere büyütmüşüm yatağımı
bir umut gibi
bir ışık gibi
nice milyonların kapısından girmişim
kalk oradan,
zaman çiçeğini avuçlamışım
binlerce yol olmuşum yarınlara

T. Ayhan ÇIKIN

/1983/


Fotoğraf : Başak Hülya Ekmekçi; Zaman/sız Vişne Çiçeği; Eylül 2014

KOŞU



çok uzak bir ülkede
yaprakları sararmıştır ağaçların
ince bir yağmura durmuştur bulutlar
şimdi çok uzak bir ülkede
yaz yemişlerinin tadını bırakarak
dökülmüştür yollara kuşlar.


çok uzak bir ülkede
yazdan kalma son yemiş
ismini bilmediğim bir kuşun gagasındadır
yol almakta bilmediğim ülkelere gemiler kumandanım
mavi bakışlarını gözlerinin
resimlerinden sildiler.


şimdi sana çok uzak bir ülkede
bahçelerde yeşeren filizleri kopardılar
yeşeren bakışlarını kopardılar ağacımdan
/ayrıldık./


şimdi sana çok uzak bir ülkede
yırtık pabuçlarımdan
eski urbalarımdan
hastalıklı bir sonbahar yağmurunda soyunarak
en yüce düşlerini giymeğe hazırlandım
şimdi sana çok uzak bir ülkede
koştum hep yarınlara
önüme en büyük engellerini çıkardılar düzenin
/yılmadım/


şimdi sana uzak bir ülkede kumandanım
ücra bir köşesinde ülkenin
bulunan bir heykelinin altında
özgürlüğe
kurtuluşa dair söylediklerini
kutsal bir yemin gibi/ezberledim tek tek/
şimdi sana çok uzak bir ülkede
herkes seni ağıtlarken kumandanım
hastalıklı bir sonbahar yağmuru altında
yüce bir koşuya çıkıyorum.


T. Ayhan ÇIKIN
/1980/

KALK SABAHA KARŞI








. . . . . . .  . . . . . . . . . . . . .  . . . . .

eski bir şarkıda bıraktık seslerimizi
eski bir anıda
işte tomurcukları
işte çiçekleri ağacın
en güzel umutları yeşertti yağmur
en güzelini sevgimizin.


sakın uyanma
sakın uyanma sabaha
geceler yıldız dolu bak.


kalk sabaha karşı
/kuş cıvıltılarını al avuçlarına/
dinle nefes alışını doğanın
sanki geçmişten gelen bir türküdür bu
ağaçlarda tomurcuklanan yaprak
ve çiçeklerin döllenişindeki
o görkemli sessizlik.


birden yırtılır karanlık
/bir çiçeğin dişiliğinde/
geleceğe uyanarak.



çırp kanatlarını kuş
en mavisi senindir gökyüzünün
tarlada
  bağda
   bahçede
seninledir yaratan el-emek
seni büyütüyorlar yarına
saksıda bir çiçek gibi
/fabrikalarda./


uyan bak sabaha
seni büyütüyorlar
seni büyütüyorlar bebeğim
nice devrimlere
döllenen çiçeğim


T. Ayhan ÇIKIN

/1983/




YÜRÜYÜŞ



akşamdan hazırla azığını
en güzel yolculuğu başlıyor umutların
bir dilim ekmeği özgürce yiyebilmek için
özgürce yazabilmek
özgürce konuşabilmek için
akşamdan hazırla azığını
en yüce kavgayı verebilmek için
denize açıldı teknelerimiz.



sabahı da düşüneceksin çocuğum
sabaha da acıkır karınlar
tok olmalı savaş için
güçlü olmalı ellerimiz
ekmeğe uzanmak için.



bir çiçek ağacıdır tutkular
“en güzel günler için savaşa döllenen”
ince yağmur bulutlarını
bir at gibi koşturan rüzgarla
açıldı kan kusan denizlere
barış kanatlı yelkenler
dudakları ekmek türkülü balıkçılarla.



yarını da düşüneceksin çocuğum
yarına da acıkır karınlar
tok olmalı barış için
güçlü olmalı ayaklarımız
barışa koşmak için.



akşamdan hazırla azığını
gün doğana dek yürüyeceksin
uzakta beyaz kanatlı yelkenlerini göreceksin denizin
beyaz kanatlı martılar uçacak rüzgarda
kutsal bir emirdir bu
gün doğana dek yürünecektir
belki yorulacaksın belki ayakların patlayacak
dikenlidir pıtraklıdır
işlenmeyen tarla
işleyeceğiz yarına.



seneyi de düşüneceksin çocuğum
çocuklarını yarının insanlarını
düşün ki insanlarla yaşanır bu dünya
en yüce ve en kutsal yaratıktır insan
yarını da düşüneceksin çocuğum
savaşsız, kinsiz insanların doğuşunu
muştulamak için bugünden
azığını akşamdan hazırla çocuğum
karınlarımız tok olarak çıkmalıyız yarışa
savaşlarla savaşarak varacağız barışa.

T. Ayhan ÇIKIN

/1972/

YAĞMUR SIKINTISI





bir rüzgârın kanadında
çözül bulut çözül
arıkuşlarının gagasında güneş
kuzular baharı bir çay kenarında
dukkuklar öter balözlü çamlarda
aşar yağmur sıkıntılı bulutlar
bir kerkenez kanadında dağları.


camlaşır üzüm salkımlarında güneş
ince bir nehir gibi kanar
çobanaldatan kuşunun
kanatlarına takılı kalan
yağmur sıkıntılı bulutlar.


atla yuvadan kuş
atla daldan güneş
atla dere boylarında ağaçlara
yağmur sıkıntılı bulutlardan/yeşil


silah omuzda
bekle asker
salkım dalda
bekle asma
tohuma daha zaman var
bekle çiçek



aç güneş
sal oklarını ağacıma
yağ bulut
sal yağmurlarını ağacıma
başla bahar
yeşil bir umutla gel
tomurcuklarıma.


uçar arı
uçar böcek
kanatlarında döl çiçekleri
gelecek/rüzgarda ince bir yoldur
uzar boyutları çiçeğimin tohuma.


yağ yağmur
/yağamıyorum/
sev çiçek
/sevemiyorum/
çatla toprağımda tohum
çatla umutlarımda
aç tomurcuğunu geleceğe
yağmur sıkıntısı var
bulutlarımda.


T. Ayhan ÇIKIN

/1973/