7 Aralık 2013 Cumartesi

TUNCER UÇAROL'UN BİR MEKTUBU


Sevgili Tuncer Uçarol’u Ekim 2013’ün son haftasında kaybettik. Ben Uçarol’u daha çok bürokrat olarak tanıdım. Uçaral , Ticaret Bakanlığı Teşkilatlanma Genel Müdürlüğü görevinde iken  özellikle Üniversitelerin Kooperatifçilik bölümlerinde/programlarında eğitim gören gençlerin yetişmesi ve istihdamı konusunda neler yapılması hususunda ayrıntılı çalışmalar yapmıştık. Ecevit Hükümeti istifa edince , o genç yaşta emekliliğini istedi. Dosyalarımı karıştırırken onun bir mektubunu rastladım . Paylaşmak istedim.
Uçarol’u rahmetle anarak…


T. Ayhan ÇIKIN

18 Haziran 2003
    Ankara


                        Sevgili Çıkın,

                        Posta kutusuna geç uğrayınca yanıtım gecikti. Bağışlayın. Kitabınız ekindeki konuşma konularınızla, hastalığınıza ilişkin şiirlerinizle duygulandım. Çok etkileyici olaylar… her şeyden önce, büyük geçmiş olsun. Yaşamınızın bu dönemi, ne güzel ki çok soluklu olacak. Sanırım yeni doğmak gibi bir şey de… Emekli olmak da iyi. Bana biraz çocukluğa dönüş gibi geldi… özgürlükte var. Eskiden, tutsak  bir toplumsal bireymişim meğer! Şimdi ise birey olduğumun ayırdına vardım. Sokaklarda da kendimce dolaşabiliyorum. Bütün günler de benim.
                        Kooperatifçilikle ilgili kitaplarınız soluk kesici. Elinize sağlık.
                        Edebiyat ve Eleştiri Dergisi sahibi Yıldız, doğrusu şiir seçimlerine kimseleri karıştırmıyor. Siz , ara  ara bir ya da iki şiir dergiye göndermelisiniz. Ben de ayrıca ilgilenirim. Bir de, (bendeki nüshayı bulamıyorum) Kum Dergisi’nin Mayıs-Haziran sayısındaki yazımı okumanızı, cesaretle, içtenlikle isteyeceğim.. “Dergilerde Şiir Yayımlatmak” konusunda bir kopya… İzmir’de dergiyi bulabileceğinizi sanıyorum. Olmazsa bir fotokopi size gönderirim.
                        Ayrıca, geçirdiğiniz (ve yaşayageldiğiniz) kalp serüveniyle ilgili çok ilginç, önemli, yeni şiirler yazılabilir diye düşünüyorum. Ama iyice pişirmeli, dinlenmeli de bu şiirler.
                        Selam ve sevgilerle, sağlıkla.

                                                                                              Tuncer  Uçarol*






(*) Ticaret ve Sanayi Bakanlığı Teşkilatlanma (E) Genel Müdürü.


4 Aralık 2013 Çarşamba

KRAL – SU


Kral dudaklarını uzatıp

/ s u u u u u !...
diye inler
kuyular boyu
kuyular ıslak ve de nemli
ayak izleriyle doludur suların
içmiştir suları
yüzyılların kuru kafalı
kralları./
           

suyun yolları
/ kraldır
kral gibi kolları
sarar toprakları./


Bir çiçektir ece
/ su da açmış bir çiçek
kralın dudaklarına akan
bir güneş gibi onu yakan
karanlık geceleri
“aşk” hecesi yapan
çoğulsuz bir hece
yüzyılların dişi böcekleri
    kraliçe./


Aşk bir kraldır ayaklarımızda
bir promete gibi çakılıyız
/doruklarında dağların/
kralın parmakları çoğul
darağacı boyunlarda
vur cellat başı
/boyunlar baştan aşağı.
al-kızıl./


Kralların dudakları
/suuuu!...
diye inler çağlar boyu
içmiştir suları
yüzyılların kuru kafalı
kralları./


T. Ayhan ÇIKIN
(1971)




KIŞ


ulu sesler içinde sessiz duran dağım
yağmur sesli çakallar yuvalamışlar bağrını
çoğalır uğultular rüzgarlı ormanımda
beyaz bir gelinlikle duvaklanmış çamlarım
kış ansızın tüner doruklarımda.


öfkemi dağlara salacağım
ulu kayalıklarda öter kartallarım
haykır öteye/ufuklardan öteye/
ses ver geleceğe ey yüce ve cüce kuş
dağlara salacağım öfkemi
en sivri oklarını yayına almış güneş.


sülün bakışlı sabahlara vereceğim umutlarımı
dallarımda nazenin kar taneleri/kırmızı
güneş yıldızlaşır bulutlar ardında/kış
davarlarım kurt bakışlı gecelerden ırak
yorgun bir kuş konar söğüdüme.


uç yüce kuşum uç geleceğe
altın oklarını yayına germiş güneş
ormanlarında öfkemin sesidir rüzgarların
çam ağaçları ince bir gelin olur kış gecelerime
on dördünde bir ay kondurdum doruğuna dağın.

T. Ayhan ÇIKIN


(1980)

GÖZLER



ÇATLAYAN DUDAKLAR

DOKUNSANIZ ELLERİNİZİ KESECEK

CAMLAŞMIŞ DONUK GÖZLERİMİZ.


                              T. AYHAN ÇIKIN

19 Kasım 2013 Salı

ZERDALİM


saklambaç oynar yağmurlarda kuşlar
unutulur çimenlerde uygarlık
sevdalanır kırlar yarım kanlı sıcaklara
yağmurla gelir kırlangıçlar
kırlangıçlar yağmurla gelir
öper çiçeklerini zerdalimin.


ışır güneş gün boyu
yapraklarında zerdalimin
öper balarıları nektarları
çiçeklerinde zerdalimin
kırılmaz tohumlara dönüşür
çiçekleri zerdalimin
yağmurla açar baharda
güneşe gözlerini
tohumu zerdalimin.


soluk bir bakışla
ince bir yağmur düşürür yanaklarından
oynaşır kırlangıçların kanatlarında
yeni bir gündür
yeni bir yıldır
açan yapraklarında yağmur
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . .  . . . . . . . .

yeni bir sevda yüklenir
tomurcuklarına zerdalimin.

T. Ayhan ÇIKIN
(1973)

KANGÜL

varır atlar koşularla sabaha
bir yarış alanıdır gün günce
süzülür kanatlarında barış
uçar balıklar ayda/pırıltılarla nehirde.
            *
yağmurla büyür ağaç
uzar güneşe kolları nehrin
ince bir tüldür yaşamak
ince bir sistir kuşlarda uçmak
sis ve bulutlar takılı kanatlarında.
            *
bir barış alanıdır gün günce
açar kapılarını savaşlarla kan
kanatlarında çığlıklarla uçar güvercin
yağmurla açar güller ağacımda.

            *
ne / neyle çalar/neyi
kanla açar güller ağacımda
ne/neyle açar/neyi
davullar çalar kapımda silah
çat asker gül geleceğe
kangüller açar ağacımda.
            *
kangül açar ağacımda silah
bir hititli askerdir heykel
müzede çiçekler sunar güne
yaşamak der çeker silahı ölüme
çoğalır sevmek çiçeklerde
çoğalır çiçeklerde tohum.
            *
varır atlar koşularla sabaha
ince bir sistir kuşlarda uçmak
gelecek gagalarında bir “kangül”.
            *
varır atlar koşularla sabaha
çoğalır sevmek tohumlarda
çekmiş silahını ölüme hititli asker
çat asker gül/ver geleceğe
at asker silahını geleceğe.

T. Ayhan ÇIKIN

(1981)

 

21 Ağustos 2013 Çarşamba

AŞK

Mutluluktur aşkın, yüreğimde titreşirken adın,
Uzun gecelerde tatlıdır konuşup sevişmek
Kaybolurken düşleri gökteki adsız yıldızların
Yükselirken ay, ne güzeldir geceyle buluşmak!


Toplayamaz yürekteki acıları  serçe kuşları
Kelepçedir kalbin kalbime, karıştırır aş(k)ları,
Gözlerinde aşk ışığı, acıdır içimde yokluğun
Tasmadır yüreğime sevdan, Eros’tur okları!


Hoştur, güzeldir, karşı koyulmaz isteklerine
Gel, gir bahçeme, hasat et geçmişi yıllardan
Henüz açmamış taze bir gül sür güzelliğine!


Çık bulutlara, saklanma geçmişinin ardına
Saf ve Tanrısal bir sözleşmedir doğada aşk
Çiçekten çiçeğe taşınan yaşamın geleceğine!

T. Ayhan ÇIKIN

Ağustos, 2013, Urla

30 Haziran 2013 Pazar

MİLLİYETBLOG ŞİİRLERİ


MİLLİYETBLOG  ŞİİRLERİ
T. Ayhan ÇIKIN’ın Haziran 2013 tarihi itibarı ile  Milliyet Blog’da yayımlanmış şiirleri/denemeleri ile ilgili  yazı adresleri.
İlgilenenlere sunulur.
T. Ayhan ÇIKIN
*
Yaşamla barışın şairi
Yalnız yüreğin türküsü
Bodrum
Bir dağ köyüne seranat
Yaşamla barışın şairi: T. Ayhan Çıkın -1/Sunu
Merhaba
Yaşamla barışın şairi: T. Ayhan Çıkın 2 / Özgürlüğün elleri
Yaşamla barışın şairi: T. Ayhan Çıkın - 3 / Yürüyüş
Ellerim
Çoban
Siz aşk nedir bilmezsiniz
Bayram
Cumhuriyet
Şimdi seni yaşamak
Ayça
Ödünç aşk
Kedi
Bafa Gölü
Sinara
Diriliş
Sonsuzluktur düşlerin yelkovanı
Dışarıda kar var
Çığlık
Uzattım sana kollarımı
Soyut
Şaire dair
Piç
Kedigöz
Günışığı
Işığı beyinlerinde taşıyanların türküsü
Şiir
Çıkmaz sokak
Çağrı
Muğla'ya özlem
Bir ayışığıdır kar
Gökovalı
Hoşçakalınız...
Sunu
Şair ve Kenti
Şiirin eğitimdeki yeri: Nahit Ulvi Akgün örneği -1Blog'u görüntüle
Şiirin eğitimdeki yeri: Nahit Ulvi Akgün örneği- 2
Bir Yıl Dönümü: Ortak Kalpler Türküsü
Değişmek/değişememek
“Kalbimden kuşlar uçuruyorum”
Prof. Dr. Ayhan Çıkın (1946 - .... )
Prof Dr Ayhan ÇIKIN


Kaynak :


9 Haziran 2013 Pazar

ŞİİRİN EĞİTİMDEKİ YERİ : NAHİT ULVİ AKGÜN ÖRNEĞİ


ŞİİRİN EĞİTİMDEKİ YERİ : NAHİT ULVİ AKGÜN ÖRNEĞİ[1]

                                                 T.Ayhan ÇIKIN

Bu makalede Nahit Ulvi Akgün’ün eğitimci kimliğinin şiiriyle karşılıklı etkileşimi incelenmeğe çalışılmıştır.

Eğitim, insan zihnini  daraltmayı değil, genişlemeyi amaçlar. Bilimin/sanatın –özelde şiirin-  gerçek tutumu da doğmatizme karşı  eleştirel bir yaklaşım olmalıdır. Eğitim, insanların inanma arzusundan çok öğrenme arzusunu geliştirmelidir. Genelde eğitim sistemlerinin, insanların öğrenme arzularını geliştirme yerine, efendilerinin arzularına boyun eğmelerini sağlayacak şekilde yapılandırılmıştır.

“Eğitimin iki amacı olmalıdır : birincisi okuma – yazma, dilbilgisi, matematik gibi alanlarda kesin bilgiler vermek; ikincisi de, kendi başlarına bilgi edinmek ve sağlıklı değerlendirme yapmayı olanak veren zihinsel alışkanlıklar kazandırmaktır”[2]. Bunlardan birincisinde bilgi, ikincisinde de zekanın  (intelligence)  geliştirilmesi ön planda yer alması istenir.

Eğitimin, rasyonalizmin ve düşünce özgürlüğünün önündeki başlıca engellerden biri olması gibi paradoksal bir durumu da gözlemlenmektedir. 

“İki basit ilke, benimsendikleri takdirde, hemen hemen bütün sosyal sorunları çözebilir . Birincisine göre  eğitimin amaçlarından biri, insanların sadece doğru olduklarına dair bazı mantıksal nedenler bulunan  önermelere inanmalarını öğretmek olmalıdır. İkincisi de, bir işe adam alınırken, sadece, o işe uygun olup olmadığına bakılması gerekliliğidir”[3]

Eğer dünyada hoşgörü egemen kılınmak isteniyorsa, okullarda öğretilmesi gereken  en önemli şey, kanıtları değerlendirme alışkanlığı , doğru olduklarına dair bir kanıt bulunmayan  önermeleri olduğu gibi kabul etmeme alışkanlığı kazandırılmalıdır.

Bilimsel görüş insanlığı yeni baştan şekillendirmeyi olanaklı kılar ve bütün sıkıntıları için de bir çıkış yolu sağlar; sanatsal görüş ise onu yeni boyutlar kazandırır, bilimin yeni katkılarını insanlığın içselleştirmesini sağlar.

Eğitim,  insana doğruya elden geldiği kadar yakınlaşma yeteneği  sağlar,  bunun için de insanlara dürüstlüğü öğretmelidir

Eğitim sistemi, bir gencin, soruların bütün yanıtlara açık olduğunu ve bir tartışmanın , sonucu ne olursa olsun, sürdürülmesi gerektiğini öğretmelidir.

*

Nahit Ulvi nasıl bir eğitimcidir ? Eğitimle ilgili yukarıda söylenenlerle ne ölçüde örtüşmektedir ? Nahit Ulvi’nin şiirleri ve yaşamı bir eğitim felsefesi penceresinden bakılarak incelenirse , “eğitimde şiir ve şair”in rolü hakkında önemli  ip uçları elde edilebileceği  kanısındayım. Örneğin onun eğitimci  kimliği ile şair kimliğini   ortaya koyan “Kravatı Buruşuk Öğretmenim” yazısında Aydın Engin,  şu saptamaları yapmaktadır :

“Küçücük Ege kasabası Ödemiş.  1956 ilkbaharında yeni gelen edebiyat öğretmenini bağrına basmadı hemen. Bekardı. Daha geldiği gün kasabanın sıradan meyhanesinde şarap içmişti yalnız başına . sokulgan değildi. Üstelik şair olduğu söyleniyordu. Şair…Şiir… demek hercaimeşrep bir tuhaf adem… O da kenti pek umursamadı. Ama öğrencilerini çok umursadı”[4].

Yine Aydın ENGİN anlatıyor : İlk ders, ilk ev ödevi . Refik Halit Karay’ın Eskici öyküsünden bir tümce “Çiviler ağzına batmaz mı senin?” “Bu cümleyi başka türlü söylemeyi deneyin; sözcüklerin hepsini kullanacaksınız ama yerlerini değiştirin. Daha güzel söylenip söylenemeyeceğini bulun çıkarın bakalım”. Tüm sözcükler yerleri değiştirilerek yeni tümceler kurulur; önce öğretmen kızılır. Ancak A.Engin şöyle değerlendiriyor yıllar sonra bu eğitsel yaklaşıma : “Oğlan yeni bir dünyaya adım attığının farkında bile değil. Ama “çiviler ağzına batmaz mı senin” cümlesinde akıp giden Türkçe’nin farkında. Dilin akıp gitmesinden tat almayı öğreniyor oğlan çocuğu. Cümle ancak böyle söylendiğinde çiviler ağza batmıyor”[5]

“İkinci ders. ikinci şaşkınlık. Bu kez Enderunlu Vasıftan bir alıntı :

            O gül endam bir alşale bürünsün, yürüsün

          Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün

“Vay canına… divan şiiri yeni şiir ayrımına gülüp geçiyor bu öğretmen. O şiiri arıyor, buluyor. Bulduğunu öğrencileriyle bölüşüyor”[6]

İşte eğitim, işte çağdaş bir eğitimci, işte şiir/sanat, işte şair : Nahit Ulvi Akgün.

*

Olumlu veya olumsuz ,  sanatsal görüş insanlık için önemli bir konudur. Bilimsel alanda olduğu gibi  sanatsal görüşün kendisi de iki yönlüdür : yaratanlarla değerlendirenler ayni kişiler değildir ve birbirinden farklı zihinsel alışkanlıkları gerektiririler. Her yaratıcı gibi  sanatsal/şiirsel yaratıcı da entelektüel bir yolla ifade edilen güçlü duygulardan esinlenir; bu ifade açıklanmamış bir inancı da içerir; eğer bu inanç olmasa  sanat/şiir belki de pek bir şey başaramaz. Değerlendiricinin böyle bir inanca gereksinimi yoktur; o her şeyi yerli yerinde görür; kendince gerekli noktaları değerlendirir; belki de yaratıcıyı/şairi, kendisine kıyasla kaba ve ilkel bir kişi olarak düşünür. Uygarlık daha yaygın ve daha olağan bir aşamaya geldiğinde değerlendiricinin düşünce tarzında , yaratıcı olabilecek kişilere karşı bir hükmetme eğilimi baş gösterebilir. Sonuçta söz konusu uygarlık  yozlaşır ve geriye dönük bir hal alır. Sanatta/şiirde  bu tür bir gelişim başlamakta gibi görünüyor. Öncülere güç veren inanç , özünden çürümeye başlamıştır[7].

Nahit Ulvi’nin şiirlerini konu ve zaman bakımından iki ana dilimde değerlendirmeğe tabi tutmak mümkündür: birincisi 1960’lı yılların ortalarına kadarki dönemde gözlemci bir yöntemle sıradan insanların yaşamlarını, aşklarını, sevdalarını şiirin o büyülü dinamiği içinde verir. Gözlem yöntemi, bilimin en önemli araçlarından biridir. Nahit Ulvi insanlar üzerindeki gözlemlerini şiir yoluyla topluma sunarken  gözlemlerindeki fazlalıkları arıtarak sunması bir eğitimci kadar bir bilimsel uygulamayı da şiir de gösterebilen bir özelliğe sahiptir.  Bu özelliklerini hemen tüm şiirlerinde gözlemlemek mümkündür . Birkaç örnek :

CEVİZ SANDIK

“Büyükannemin ceviz sandığı

Açılır usulca arada bir

Kim bilir nereden gelmiştir

Giysileri, pudrası, allığı”

( Ceviz Sandık)

 

“Hastalansan ayrı düşsen birgün

Binlerce parmak kalkar uykunda

Şaşırır kalırsın sevinçten

Ne kadar sağsın ortalarında”

(Tanıdığım Öğretmen)


Nahit Ulvi Akgün’ün  ikinci dönem şiirleri, 1960’lı yılların ortasından sonra yayınladıkları şiirlerdir, denilebilir. Özellikle birinci dönemin gözlemlerinden içselleştirdiği bilgi birikimlerini, bilimsel yöntemin en önemli araçlarından biri olan “tümdengelim ve tümevarım” uygulamalarıyla yaratır. “Evren Türküsü” şiiri bunun en güzel örneğidir.

Yaşamdaki kötülükler,  kısmen doğal nedenlerden, kısmen de insanların birbirlerine olan düşmanlığından kaynaklanır. İnsanlık tarihinde  savaşlar ve rekabet, genellikle yiyecek sağlamak için yapılmıştır; bu yiyecekler de sadece galip gelenlerce gasp ediliyordu .  Son dörtyüz yıldır bilim sayesinde doğal güçlere egemen olma  yoluna girilmiştir. Günümüzde  insanların birbirlerine yenmek yerine, elele vererek  kendilerini doğaya fethetmeye  adamaları halinde daha rahat ve mutlu  yaşam sürmeleri mümkündür. Doğanın bazen bir dost , bazen de başka insanlarla kavgada bir müttefik olarak kabul  edilmesi, insanın dünyadaki gerçek konumunu belirsizleştirmekte ve insanoğlunun kalıcı mutluluğunu sağlayacak yegane savaşım olan bilimsel ve sanatsal  güç arayışına giden çabaları saptırmaktadır[8].

Nahit Ulvi “Evren Türküsü”  adlı şiir yapıtıyla bu saptırmaya karşı koyacak güçte bir nehir- şiir ortaya koyabilmiştir [9]: Bu şiirinde  Nahit Ulvi tam bilimsel düşünce mantığı içinde dizelerini kurar. Kitap kısaca şöyle özetlenebilir : Birinci bölüm : insanın doğuşu, doğanın insanla birlikte hareketlenişi, suyun rolü, ateşin keşfi, tanrıları yaratması, bireysel çıkarların savaşlarla beslenmesi, tarımsal  ve endüstriyel faaliyetler,vb…  İkinci  bölüm : Orta çağ karanlığının tırmanışı,insanın insanla, insanın doğayla savaşı, vb… Üçüncü bölüm : insanın kendini doğadaki diğer varlıklarla kıyaslaması, sonsuzluğu ve kendi sonluluğunu kavraması ,insanın doğaya  acımasızca kıymasının yaratacağı acı sonuç, vb… Dördüncü bölüm : Yine doğayla insan arasındaki çatışma, doğanın hunharca yok edilmesi, burnunun ucundaki mutluluğu yok eden insanoğlu, vb… Beşinci bölüm : Eserin final bölümüdür; yaşamın bakir olduğu dönemlere yönelmesi, çürümüşlükten, kokuşmuşluktan kaçış; insanın bu yok oluştaki suçluluğunu haykırır ozan . Ve umudu  kuş kanatlarını takıp göndermeden, bizzat insanın içinde tutarak bitirir şiirini :

              “Çürümekteyiz

Çürümekteyiz

Çürümekteyiz

Kulak verin bize

İşte dört bir yandan taptaze

Canımız ciğerimiz yeryüzüne

Filiz filiz

 Yürümekteyiz

 Yürümekteyiz

 Yürümekteyiz”

(Evren Türküsü)

(…)

 “İncesiniz dal gibisiniz tek tek

Birleştiniz mi bir koca orman

Uyanırsınız öyle duman duman

Yürürsünüz gün günden güçlenerek

İncesiniz dal gibisiniz tek tek”

 (Ağaç Uyandıran Rüzgarları”

Herkesin içinde mantıktan esinlenmeyen eylemlerle tüketilmesi gereken bir enerji vardır: bu enerjinin  çıkış yolunu, koşullara göre, sanatta, tutkulu aşkta veya tutkulu nefrette bulur. . Hasetlik, gaddarlık ve nefret hemen bütün  ruhban sınıfı tarafından  kutsanırken, özellikle özgür olmaları gereken şeyler baskı altında tutulmaktadır.  Çağdaş sanayi toplumunun katı disiplini –saygınlık, düzenlilik ve rutinlik- sanatsal dürtüyü köreltmiş ve aşkı/sevgiyi  verimli, özgür ve yaratıcı olmak yerine bunalıma ve gizliliğe itmiştir. İnsanlar, gençler, aşklarını, sevdalarını şair(ler)in dizeleriyle aktarma yollarını ararlar. Nahit Ulvi’nin pek çok şiiri böyle gizli sevdaların  taşınmasında, insanların sevgi ve aşka eğitilmesinde duygularına sözcüklere dökmesinde eğiticiliğini şiiri aracılığı ile sürdürmüştür. Bunun en güzel örneği “Birisi” adlı şiirinde  klasikleşir . Bu konuda gazeteci Zeynep Oral şunları yazıyor :

“Hepimizin şiir defterleri vardı. Çoğumuz saat başı şiir yazıyorduk. Duygu bombardımanlarımızı sözcüklerimizi, yan yana değil de alt alta yazmanın, yeterli olduğunu sanıyorduk. .. Gerçek şairlerin bizimkilere  benzemeyen şiirlerini okudukça, fena halde bozuluyor, kendi yazdıklarımızı yırtıp, şiir defterlerimize onların yazdıklarını yazıyorduk…(…) Bir şiir vardı ki, o hepimizin defterinde baş köşedeydi. “Birisi” adlı şiir.”[10]

Birisi

Birşey var aramızda,
Senin bakışından belli,
Benim yanan yüzümden.
Dalıveriyoruz arada bir,
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belli,
Gülüşerek başlıyoruz söze.

Birşey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek,
Fakat ne kadar saklasak nafile,
Birşey var aramızda senin gözlerinde ışıldıyor,
Benim dilimin ucunda

Kısacası ,Nahit Ulvi aşkı, sevgiyi özelleştirir, normalleştirir.

Bireysel, toplumsal ve hatta  uluslararası kıskançlık çılgınlığının tedavisini gerçekleştirmek, kıskançlıklara ve sınırlamalara dayalı olmayan, dopdolu bir yaşam isteğine ve başka insanların birer engel değil, birer yardımcı olabileceğin idrakine dayalı bir ahlak oluşturma da sanatın – özelde şiirin- katkısının olabileceğini pek çok işi ütopik olarak bakabilir. Ancak insanlar bir  başkasının mutsuzluğu peşinde koşacağı yerine kendi mutluluklarının peşine düşmeyi öğrenebilirlerse  bu beklentinin gerçekleşmesinde eğitimin, şiirin ve şairin önemli işlevleri olabileceği bir varsayım değildir. Nahit Ulvi’nin şiirleri bu bakış açısından da irdelenebilir :


“Elma yedim elmayım ben
Yıldızlara baktım yıldızım dedim
Kuzular yedim koyunlar yedim
Kuzudan koyundan yanayım ben”

(Çoğul Mutluluk)
Nezaket, bir kişinin veya çevresindekilerin meziyetlerine ilişkin , görüşlerine saygılı olma alışkanlığıdır. Sosyal amaçlı toplantılarda nezaketle kusur her ne kadar hoş değilse de mitleri yok etmek bakımından çok yararlıdır. Nezaket ile bağıntılı olan açık gönüllülük, kendimizi ve kendimizde olan  şeylerden üstün tutmuyor gibi davranmayı gerektirir. Böyle incelikler sakin ve dingin bir yaşam tarzı gerektirir. Nahit Ulvi nazik ve nezaketli bir insandır. Bu yönünü Atilla Er şöyle özetliyor .

“Her zaman yalın bir yaşam sürmeye özen göstermiştir, Nahit Ulvi. Hiçbir arkadaşına eleştiri oklarını yöneltmemiştir. Ancak her zaman eleştiri oklarına hedef olmuştur. O yalnızca şiir yazmak istencinin içerisinde  olmuştur. Kendi kuşağının şairlerinden uzak durmuştur.”[11](…) “Yoğun imge yüklü şiirlerden kaçınmıştır. Halkın anlayacağı bir üslup kullanmayı kendine amaç edinmiştir. Toplumun anlayamayacağı üslupta yazılan şiirlerin yeterince etkili olamayacağı düşüncesini taşımaktadır. (…) Konuları da güncel yaşamın içersindendir”[12]

Eğitim çok boyutlu bir konudur. Eğitim , toplumsal gelişim, bilgilenme, yaşam , istihdam, vb.. amaçlı olabilir. Hangi amaçla yapılırsa yapılsın eğitimin en önemli amacı, soru sorabilen, sorgulayabilen, düşünebilen, yeni bilgiler üretebilen  ve tartışabilen bir insan yetiştirebilmektir. Nahit Ulvi Akgün, eğitimcidir, felsefecidir, şairdir. Yani eğitimin  odak noktalarında rol üstlenmiş bir kişidir. Şiirin en önemli aracı sözcüklerdir. Dilinde, düşüncenin de en önemli aracı sözcüklerdir. Şair ise sözcükleri en iyi kullanabilen kişidir. Eğitimci ise sözcüklerle düşünceleri, düşüncelerle insanları yön veren kişilerdir. Şiiri, eğitimde kullanabilme açısından Nahit Ulvi Akgün önemli bir yerde durmaktadır.

T. Ayhan ÇIKIN

Milas, Eylül 2010



[1] Nahit Ulvi Akgün Simpozyumu , Düz. Milas Belediyesi : 17-18 Eylül 2010,Milas
[2] Bertrand Russell, Sorgulayan Denemeler, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 17.Basım, 2003,Ankara, s. 177-178.
[3] Bertrand Russell,age,s. 184
[4] Aydın Engin, “Kravatı Buruşuk Öğretmenim”.in: Atilla  ER, Nahit Ulvi Akgün :Yaşamı,sanatı ve eserleri, Buğra Yayınları, 1998, İzmir, s. 118-119.
[5] Age.
[6] Age.
[7] Bertnard Russell, age,s.32.
[8] Bertnard Russell,s. 2003,s.28
[9] Atilla Er. Nahit Ulvi Akgün: Yaşamı,sanatı ve eserleri. Buğra Yayınları. 1. Basım. İzmir. 1998.s. 62-63.
[10] Zeynep Oral, “Birisi”, in: Atilla Er, age, s.122-123.
[11] Atilla ER,age, s. 20.
[12] A.Er,s.23.