Yükselecek Demirel[1]
80’li yılların ortasıydı. Yatağan’da kamu görevimiz sırasında, odaya
sempatik, orta yaşlı, yüz hatlarından gülecen ve sevecen kimliği beliren birisi girdi… Bizi tanımış
olmalı ki, “Ben Ayhan Çıkın ” dedi..
İrkildik, tüylerimiz diken diken oldu.
1965’te başladığımız gazeteciliğimiz sırasında, yönettiğimiz sanat
sayfalarına şiir ve öykü gönderen bir Ayhan Çıkın
vardı. Birbirimizin yüzünü görmeden imzalarımızla şiir ve duygularımızla
tanışıyorduk. Yıllar yılı kovaladı, memuriyet dönemlerimizde vazgeçmediğimiz
sanat çalışmalarımızda, yanı başımızda hep Ayhan
Çıkın vardı. Düzenlediğimiz sanat gecelerinde, sayfalarımızda,
radyo ve televizyon programlarımızda, 7 sayı çıkarabildiğimiz “DAMLA”
dergimizde “İzmir” damgalı Ayhan Çıkın
şiirleri yer alıyordu.
İşte o 80’li yılların ortalarında yüz yüze geldiğimiz ve ilk kez
birbirimizi şeklen gördüğümüz, dostluklarımızı pekiştiren yakınlaşmalarımız
günden güne çoğaldı. 12 yıl önce kendi dalında profesör olmuş bir şiir ustası
ile dostluğumuz sürüyor. Telefonlaşıyoruz, yazışıyoruz.
Ne var ki son aldığımız haberlerde, Ayhan
Çıkın ’ın bir kalp rahatsızlığı nedeniyle Ege Üniversitesi Tıp
Fakültesi hastanesinde olduğunu öğrendik. Üzüldük. İçimiz burkuldu. Yıllar önce
doğup büyüdüğü Yatağan Cazgırlar köyünün tütün akması, çile birikintisi ve bir
de akademik kariyerinin verdiği yorgunluklara
bedeni yetersiz kalmıştı. Çile ve yorgunluklar Ayhan
Çıkın ’ı bir “kalp hastası” yapmıştı. Tam da verimli olacağı
ve çok sayıda toplumsal ürünler vereceği bir dönemde.
Zaman Çiçeği, Ayhan Çıkın ’ın
kırk yılı aşkın gönül gözlemlerinin birikimi.. Daha ilk başlarda “Zerdalim”
şiirinde,
“yeni
bir sevda yüklenir
tomurcuklarına zerdalimin”
demesinde de her solukta bir yeni sevdaya
koşmakta olduğunun altını çiziyor. Arkasından “Kış” şiirindeki;
“öfkemi
dağlara salacağım
ulu kayalıklarda öter kartallarım
haykır öteye / ufuklardan öteye
ses ver geleceğe ey yüce ve cüce kuş
dağlara salacağım öfkemi
en sivri oklarını yayına almış güneş”
söylemleri de, kırsaldaki tütün
emekçilerinin “kan-ter” içindeki yaşamlarını ve başkaldırılarını anlatmıyor mu?
“nasırlaşmış
avuçlarımda bir umut / yaşamak/”
dizeleriyle ekmeğe uzanan emeği tel tel
işliyor.
Öğrenim gördüğü yıllardaki çobanlığını da yansıtıyor şiirlerinde Ayhan Çıkın . Çatalçam’ın doyumsuz doğasında, sarnıç
sularından giderdiği susuzluğunu damla damla aktarıyor dizelerinde. Diyor ki
“Çoban” şiirinde:
“bir
yaz akşamında / çataldam’dan menteşe’lerin
ondördünde bir güzel yükselir / izler güneşin
iğne uçlu yapraklarda bıraktığı şarkıları
orda ne kızaran bir nehirdir akşam
ne de incecik ses veren bir sazdır
sarnıç sularında oynaşan yıldızlar
çatalçam’dan /
menteşelerin
ondördünde bir güzel gelir
oturur sularına sarnıcımın…”
Bu söylenenler hep kırsalın, hep çilekeşin çektikleridir. Bir kıl çadırı
vardır şairin. Güttüğü keçilerin bile
beğenmeyeceği kadar bir çadırdır bu.
“dokudum
çadırımı yazdan / bilmem ne der keçilerim
kaçmadı daha / kaçmadı
ayazlanmamış dağlara
asmalı bu oğlağı / kınalı
kekliğini uçurdu avcıların
kim gönderdi bu yabancıyı / kim gönderdi dağlarıma
asmalı bu oğlağı / asmalı”
Çoban şiiri böyle bitiyor ama çileli şair Ayhan Çıkın ’ın çilesi bir türlü bitmiyor.
Yetmiş sekiz sayfadan oluşan ve
klasik Ayhan Çıkın şiirlerinden
oluşan ZAMAN ÇİÇEĞİ okunmaya ve
önemsenmeye değer..
Bu günlerde derman beklediği rahatsızlıktan kurtulur kurtulmaz koşusunu
son hızla sürdüreceğine inandığımız Ayhan Çıkın
bu ilk yapıtıyla gönlümüzde güller açtırdı. Gelecekteki Ayhan
Çıkın şiirlerinden uçan halılar dokuyacağız, önlümüz gül
bahçesi olacak. Bizleri yarı yolda bırakma Ayhan
Çıkın .. Bir an önce kalk ayağa, al usta kalemini eline yaz,
yaz, yaz...sağlık ve başarı, şiir ve duygu seninle olsun.
Çıkın’ın dolu ve bol olsun