31 Mayıs 2013 Cuma

“ZAMAN ÇİÇEĞİ” VE AYHAN ÇIKIN

Yükselecek Demirel[1]
     80’li yılların ortasıydı. Yatağan’da kamu görevimiz sırasında, odaya sempatik, orta yaşlı, yüz hatlarından gülecen ve sevecen  kimliği beliren birisi girdi… Bizi tanımış olmalı ki, “Ben Ayhan Çıkın” dedi.. İrkildik, tüylerimiz diken diken oldu.
     1965’te başladığımız gazeteciliğimiz sırasında, yönettiğimiz sanat sayfalarına şiir ve öykü gönderen bir Ayhan Çıkın vardı. Birbirimizin yüzünü görmeden imzalarımızla şiir ve duygularımızla tanışıyorduk. Yıllar yılı kovaladı, memuriyet dönemlerimizde vazgeçmediğimiz sanat çalışmalarımızda, yanı başımızda hep Ayhan Çıkın vardı. Düzenlediğimiz sanat gecelerinde, sayfalarımızda, radyo ve televizyon programlarımızda, 7 sayı çıkarabildiğimiz “DAMLA” dergimizde “İzmir” damgalı Ayhan Çıkın şiirleri yer alıyordu.
     İşte o 80’li yılların ortalarında yüz yüze geldiğimiz ve ilk kez birbirimizi şeklen gördüğümüz, dostluklarımızı pekiştiren yakınlaşmalarımız günden güne çoğaldı. 12 yıl önce kendi dalında profesör olmuş bir şiir ustası ile dostluğumuz sürüyor. Telefonlaşıyoruz, yazışıyoruz.
     Ne var ki son aldığımız haberlerde, Ayhan Çıkın’ın bir kalp rahatsızlığı nedeniyle Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde olduğunu öğrendik. Üzüldük. İçimiz burkuldu. Yıllar önce doğup büyüdüğü Yatağan Cazgırlar köyünün tütün akması, çile birikintisi ve bir de akademik kariyerinin verdiği yorgunluklara  bedeni yetersiz kalmıştı. Çile ve yorgunluklar Ayhan Çıkın’ı bir “kalp hastası” yapmıştı. Tam da verimli olacağı ve çok sayıda toplumsal ürünler vereceği bir dönemde.

     Ayhan Çıkın, “kalemine mukayyet” bir şairdi. Uzun yıllar yayınladığı ve yayınlamadığı şiirlerinden  seçkilerle oluşturduğu  “ZAMAN ÇİÇEĞİ” adlı kitabını ne yapıp edip gönderdi bize. Baştan sona bir solukta okuduğumuz, her dizesinde benliğimizi, ezilmişliğimizi, horlanmışlığımızı gördüğümüz  Zaman Çiçeği, solmayacak, kurumayacaktı. Böylesi kalemler ve ustalar yaşamalıydı.
     Ayhan Çıkın kendisini ve yaşamını biçimlendirirken, “1967’de Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesini tamamlayan Ayhan Çıkın, Tarım Ekonomisi dalında 1974’de bilim doktoru, 1980’de doçent ve 1988’de profesör oldu. Okul yıllarında çobanlık, tütün işçiliği yaparak eğitiminin finansmanını  karşıladı” diyor, kırsal kesimin akıllı ve yetenekli insanlarının önünde hiçbir engelin duramayacağının kanıtını da yapıyordu.
     Zaman Çiçeği, Ayhan Çıkın’ın kırk yılı aşkın gönül gözlemlerinin birikimi.. Daha ilk başlarda “Zerdalim” şiirinde,
                             “yeni bir sevda yüklenir
                              tomurcuklarına zerdalimin”
demesinde de her solukta bir yeni sevdaya koşmakta olduğunun altını çiziyor. Arkasından “Kış” şiirindeki;
                             “öfkemi dağlara salacağım
                              ulu kayalıklarda öter kartallarım
                              haykır öteye / ufuklardan öteye
                              ses ver geleceğe ey yüce ve cüce kuş
                              dağlara salacağım öfkemi
                              en sivri oklarını yayına almış güneş”
söylemleri de, kırsaldaki tütün emekçilerinin “kan-ter” içindeki yaşamlarını ve başkaldırılarını  anlatmıyor mu?
     Ayhan Çıkın’ın bizim gibi baş belası “nasır”..
                             “nasırlaşmış avuçlarımda bir umut / yaşamak/”
dizeleriyle ekmeğe uzanan emeği tel tel işliyor.
     Öğrenim gördüğü yıllardaki çobanlığını da yansıtıyor şiirlerinde Ayhan Çıkın. Çatalçam’ın doyumsuz doğasında, sarnıç sularından giderdiği susuzluğunu damla damla aktarıyor dizelerinde. Diyor ki “Çoban” şiirinde:

                             “bir yaz akşamında / çataldam’dan menteşe’lerin
                              ondördünde bir güzel yükselir / izler güneşin
                              iğne uçlu yapraklarda bıraktığı şarkıları
                              orda ne kızaran bir nehirdir akşam
                              ne de incecik ses veren bir sazdır
                              sarnıç sularında oynaşan yıldızlar
                              çatalçam’dan /  menteşelerin
                              ondördünde bir güzel gelir
                              oturur sularına sarnıcımın…”
     Bu söylenenler hep kırsalın, hep çilekeşin çektikleridir. Bir kıl çadırı vardır şairin.  Güttüğü keçilerin bile beğenmeyeceği kadar  bir çadırdır bu.

               “dokudum çadırımı yazdan / bilmem ne der keçilerim
             kaçmadı daha / kaçmadı ayazlanmamış dağlara
             asmalı bu oğlağı / kınalı kekliğini uçurdu avcıların
                kim gönderdi bu yabancıyı /  kim gönderdi dağlarıma
                              asmalı bu oğlağı / asmalı”

Çoban şiiri böyle bitiyor ama çileli şair Ayhan Çıkın’ın çilesi bir türlü bitmiyor.

     Yetmiş sekiz sayfadan oluşan  ve klasik Ayhan Çıkın şiirlerinden oluşan  ZAMAN ÇİÇEĞİ okunmaya ve önemsenmeye değer..
     Bu günlerde derman beklediği rahatsızlıktan kurtulur kurtulmaz koşusunu son hızla sürdüreceğine inandığımız Ayhan Çıkın bu ilk yapıtıyla gönlümüzde güller açtırdı. Gelecekteki Ayhan Çıkın şiirlerinden uçan halılar dokuyacağız, önlümüz gül bahçesi olacak. Bizleri yarı yolda bırakma Ayhan Çıkın.. Bir an önce kalk ayağa, al usta kalemini eline yaz, yaz, yaz...sağlık ve başarı, şiir ve duygu seninle olsun.
     Çıkın’ın dolu ve bol olsun









[1] Boyut, 26 Haziran 2003 ; Marmaris Postası, 26 Haziran 2003

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder