4.
ŞİİR VE BİLİMİN YOL ARKADAŞLIĞI
4. 1. Konuya giriş
Bilimin gelişmesi ile
şiirin seyri aslında birbirine karşıt değildir. Dikkatle analiz edilirse,
şiirle bilimin birbirlerine tamamlayıcılık özellikleri de vardır.
Öncelikle amaçları
ortaktır :gerçeğin algılanması. Nesnel öğeleri ele alıp inceleyen bilim, nesnel
olguları açıklar (bilimsel açıklama). Oysa şiir, gerçek öğeleri “anlamları”
üzerinden giderek ele alır. Yani düşsel (l’imaginaire) bir açıklamadır onun ki.
Evrende iki temel
düşüncenin olduğu ileri sürülür : evreni oluşturan bilimsel düşünce; ve
karakteri (kişiliği) oluşturan imgesel düşünce. İmgesel düşünce çoğunlukla
içgüdüseldir : söylenir, konuşulur, yazılır. Sanat yaşamsaldır. İfade ediliş
şekli önemlidir. Örneğin okul sıralarında öğrencilerin büyük bir kısmı, poetik
bir olguyu ifade etmekte başarısızdırlar.
Duyguları,
yaşanmışlıkları, özenli ve denetimli bir biçimde ifade etmek kolay değildir.
Yaşamayı ve onu yeniden kurgulamada karşılaşılan güçlükleri kırmada
şiirin/sanatın katkısı küçümsenemez.
Şiir, dilin
gelişmesine katkıda bulunur. Zira dil sadece analiz, açıklama, iletişim,
vb..fonksiyonları ile değil, ayni
zamanda poetik (mesaj) işlevi de
geliştirir. Özellikle eğitim sürecinde öğrencilere verilecek derslerde,
dilin tüm fonksiyonlarını kapsayacak ölçüde ve kayıtlı tüm şiirlerde duygu,
mizah (humour), düşünce, imge, ritim, vb…bulunmasına özen gösterilmelidir.
Bu çalışmada şiir ile
bilim arasındaki ilişki, basılı yayınlardan ve internet üzerinde yapılan
taramalardan derlenmiştir. Aslında şiirle,
farklı bilim dalları arasında ilginç bir ilişki yumağı ortaya
çıkmaktadır. Türkiye açısından birkaç makale dışında ciddi bir şiir-bilim
konusunu işleyen yayın çok sınırlıdır. Toplanan bilgiler sonunda şiirle bilim
arasındaki bağlantılar üzerindeki yaklaşımlar şu başlıklar altında toplanabilir
: genel olarak bilim ve şiir, doğa bilimleri ve şiir, matematik ve şiir,
astronomi ve şiir, kozmolojik şiir, bilim-kurgu şiir, sosyal bilimler
(özellikle psikiyatri ile şiir çok ilişkilendirilmektedir) ve şiir, vb… Ancak
bu yazıda üç örnekolay ele alınarak konu işlenmeğe çalışılmıştır . Bunlar :
1. Genel olarak şiir, bilim ve teknoloji,
2. Matematik ve şiir,
3. Astronomi ve şiir..
konuları şiir ve bilimin yol
arkadaşlığı konusunda örnekolaylar olarak sunulmuştur..
4.2. Örnekolay 1 : Şiir bilim ilişkisi
Şiir ve bilim ilişkisi
üzerine ilk örnek olayda, W. Eastwood’un
1961’de yayınladığı “Bilim şiiri kitabı : Bilim ve teknolojinin şiirsel ilişkisi”
adlı kitabının eleştirisini gündeme taşıyan John Lenihan’ın bir makalesi özetlenecektir.
“Bugün bilim şüphesiz
uzmanların işi, ancak günlük yaşam ile bilim arasındaki uçurumu koruyan başka
nedenler de var. 18. yüzyıla kadarki
çalışmalarda , bilim de sanat da ayni dili kullanıyordu. Günümüzde de, şairler ve bilim adamları , konuyla ilgili
özel bilgi ve deneyimi olmayan
insanlarla iletişim kurmanın zor olduğu
soyut bir dünyada çalışıyor.
Bronowski’nin
Eastwood’un antolojisindeki son denemede söylediği gibi , aradaki uçurum “sanatı
ve bilimi, uğraş dışı biri ile bilim
adamının ortak bir kavrayışta tek başına
birleştirebilecek bir evrensel dil” ile
kapatılabilir mi? Suçun büyük bir kısmını , uzmanlık alanını anlaşılır kılmak
işini zor veya tatsız bularak kendisinin sorunun bu olmadığına inandıran bilim
adamına mı yüklemeli ? Çoğumuz, bilimin tadını çıkarmak için gereken azıcık çabayı göstermeyecek
kadar tembel miyiz yoksa?
Eastwood bu soruları
“deneyimlerin düzene konulması ve hayal gücünün çok önemli olması açısından
bakıldığında, şair ve bilim adamının birbirinden farksız olduğu” görüşünden
hareketle aydınlatıyor. Şiir hayat ile ilgili olduğundan , bilim ve
teknolojiden de söz etmelidir. Bu doğru ama örneklerine pek sık rastlanmıyor.
Antolojiyi hazırlayan
tarımdan tıbba kadar geniş bir alanda dolaşıyor. Şiir ile nazımın ayni şey
olduğunu kabul ederek çoğunlukla , Johnson’ın (“ölçülü söz dizisi”) ve
Newton’un (“bir çeşit yaratıcı
saçmalık”) yaptığı tanımları doğrulayan türden örneklere yer veriyor, ancak
konuyla yakından ilgilenenler açısından bu doyurucu olmayabilir. Samuel
Butler’ın gelişi güzel yazılmış , 14 sayfalık Aydaki Fil’i (sonunda teleskopun içinde bir fare olduğu ortaya
çıkar) için söyleyecek pek bir şey yok. Oliver Wendell Holmes tarafından
yapılan bir diğer anaokul şakası, Boston’lı bir hekimin mahvoluşunu anlatmak için stetoskopun içindeki bir sineği konu alır ve marazi
ruh halinin izlerini taşır :
Başını salladı; - hastalık ciddi-
Korkarım ki yakında öleceksiniz;
Sizden ricam,küçük bir otopsi,
Geride kalanları sevindireceksiniz.
Bunun gibi birkaç
acayip şeyi bir tarafa bırakacak
olursak, antoloji dört değişik şiir türü içeriyor. İlk olarak Lucretius, Dante,
Shakespeare, Milton ve Pope’un fiziksel evrenin değişik yönleri üzerine ,
Caucer ve Ben Jonson’ın da simya üzerine
yazdıkları yer alıyor. İkinci ve en uzun bölüm, bilim ve mühendisliğin esinlediği bazı konularla ilgili şiirler ve
alıntılardan oluşuyor. Bu bölümde daha az ünlü şairler yer alıyor. Akenside’ın Bilime İlahi adlı şiirinde olduğu gibi, bu şairlerin şiirlerinin bir
kısmı yalnızca güzel söz söyleme sanatı
kapsamındadır :
Bilim ! güzel, coşkun bir ışınsın sen
Zihnin aydınlık gündüzünden gelen…
…
Şiir sanatı, diyor
Wordsworth, bütünüyle bilimin çehresine sahip ateşli bir ruhtur. 1833 yılında Buharlı Gemiler, Viyadükler, ve Demiryolları’nı
yazarken de benzer bir düşünceyi dile
getiriyor :
Ne kadar bozsa da sizin varlığınız
Doğa’nın güzelliğini, engel
olamazsınız
Aklın geleceği görme becerisine
Bu beceri gösterebilir ruhunuzu size.
1844 yılında, Kendal
ve Winderemere demir yolu planlandığında
Wordsworth düşüncesini değiştirmiştir :
Bu düşüncesiz saldırıdan
Nasibini almamış tek bir köşe
kalmayacak mı?
Üçüncü olarak Eastwood
gülünç manzumelerden örnekler veriyor.
Whewell, 1919 yılında yayımlanan Elementary Treatises on Mechanics ( Mekanik Bilimi Üzerine Temel
Yazılar) adlı kitabında farkında olmadan
şöyle bir şey yapmıştı :
Öyleyse hiçbir kuvvet ,
ne kadar büyük olursa olsun,
bir ipi bu kadar düzgün bir biçimde
yatay bir çizgi boyunca
tamamen düz olacak şekilde geremez.
James Watt, E.V.
Knox’un , Alfred Noyes tarzının muzip bir parodisi olan Buharcılar adlı şiirinde
görünür :
O büyük bir makine ustasıydı, o
James Watt’tı
Ve “Buhar” diye sayıklayıp
çalışırken bile
Yorucu saatleri cazip kılmak için şarkılar yazardı
Ve sayfayı bölerdi küçük nota çizgileriyle-
Eski Çin’de, uzak Çin’de
Batı ışığı görmeden önce,
Filozoflar buharı yoğunlaştırmanın
Verimli bir yolunu bulamamışlardı.
Elle çalıştırılan araçlarla
İlerledikleri aydınlanmamış yolda;
Çinliler anlamamıştı
Piston çubuğunun yararlarını.
…
Antolojinin sonunda,
modern şairlerin bilim ve teknolojinin egemenliği altındaki bir çevreye nasıl
tepki gösterdiğine yer veriliyor. Eastwood’un seçtiği şairlere bakılırsa,
modern şairler tepkilerini çok açık biçimde göstermiyorlar. C. Day Lewis, Parer
ve McIntosh’un 1920 yılında Avustralya’ya
yaptıkları destansı uçuşu anlatıyor. Stephen Spender, Bir Havaalanının Çevresinde adlı şiirde
derin düşüncelere dalıyor. Patric
Dickinson ise Jodrell Bank teleskopu ile ilgili şunları yazıyor :
Artık
Gizli mesajlar alıyoruz
Hayal bile edemediğimiz
Uzayın derinliklerinden
Çoktan sönmüş bir yıldız anlatıyor :
Bir zamanlar ne aşk vardı ne de
tanrı
Ve yapayalnızdı insanlar.
John Wain’in elektronik
beyni kendisini yapan ile sert konuşur :
Bana senin bir parçan olduğumu söylüyorsun,
Yalan söylüyorsun,
Ben
Kendimim. Beni yapma nedenin, yanlıştı.
Kesinlik istedin : sayılar, şemalar,
Oysa kesinlik gerçeğin bir parçasıdır,
Gerçeğin parçası, ama onun kutsal gövdesi değil.
Şimdi sana gerçeğin bir tane olduğunu öğretmeli miyim,
Bütünlüğünün sabit bir merkezde toplandığını ?
“Sanatı ve bilimi
birleştirecek ortak dil hiç bu kadar uzakta görünmemişti, ancak bu dilin peşine
düşmek eğitici ve eğlendirici olabilir.””
4.3. Örnekolay 2 : Şiir ve matematik
Jerry P. King,
Matematik Sanatı
adlı kitabında matematik-şiir,
matematikçi- şair hakkında bazı
değerlendirmeler yapmaktadır . İşte bunlardan bazıları :
““En yüksek sanatın
gösterebileceği kesin kusursuzluğa muktedir, yüce bir güzellik.”
Bertrand Russel (Matematik için…)
Matematikçiler
kendilerini sanatçı olarak görseler de sanatçılar onları ayni gözle bakmazlar.
Bir şairi resimleyen Diego Rivera,
şairin fikirler ve sembollerle uğraştığını vurgulayan soyut bir tablo meydana
getirmişti, ama fikirler ve sembollerle gerçekten de en üst düzeyde uğraşan
kişi olan matematikçi için gerçekçi bir resim, çerçevesiz gözlük takmış zayıf
bir insan resmi yapmıştı. (s.V)
Robert Frost bir ara
Vermont’ta çiftçiler arasında yaşamış, onlar toprakla uğraşırken o da şiirle
uğraşmıştı. Çiftçiler atların çektiği sabanlarla toprakta derin yarıklar
çiziyor, Frost da beyaz kağıtlar üzerine
bu yarıklar kadar düzgün satırlarla şiirler yazıyordu. Çiftçilerle ayni
tarlalarda dolaşıyor, aynı karanlık ormanları seyrediyordu. Ancak çiftçilerden
farklı bir duygulanım içindeydi. Onların göremedikleri ve değerlerini
anlayamadıkları bir şeyler görüyordu. Çiftçilerin gerçekliği gördüğü yerde
Robert Frost soyutluk ve mecaz görüyordu. Kıştan kalmış ufak karlı bir leke
Frost için unutulmuş bir günden kalan bir gazete parçasıydı. Çim biçicinin
kesmeden bıraktığı bir öbek çiçek
paylaşılan değerlerin bir sembolü oluyor, karanlık ormanlarda yağan kar dinsel
boyutlu bir deneyime dönüşüyordu. Sıradan bir çayırlık karşı konulamaz bir
çağrıya dönüşüveriyordu.
Çayırdaki pınarı arındırmaya,
Yaprakları tırmıklamaya gidiyorum.
Beklemeye, suyun berraklaşmasını,
Uzun kalmayacağım- gelir misin benimle?
Robert Frost sıradan
şeylerde çiftçilerin göremediği şeyler görürdü. Görürdü, çünkü bakmasını
bilirdi ve her gerçek sanatçı gibi gördüğünün
bir gerçeklik değil, bir sembol ve mecaz olduğunu bilirdi.
Matematikçiler de şair gibi mecaz ve benzeşimleri değerli bulurlar. Frost gibi
onlar da mecazlarını beyaz kağıt
üzerinde enine çizgilerle çizerler. (…) Matematikçiler şiirlerini “matematik”
ile yazarlar.
(…) Görmeyi öğrenmek
için bizim de Robert Frost gibi
çayırlara gezmemiz gerekir.”
…
Lynn
Sten şunları yazıyor : “sanat dünyasında
hiç benzeri olmayan bir nesnelliğe sahip olmasına karşın , yaratıcı matematiğin
güdüsü ve standardı bilimden çok sanatınkini benzer. Matematiksel teoremlerin
sınıflandırılmasında estetik yargı hem mantıktan hem de uygulanabilirlikten
üstün tutulur: matematiksel idelerin değerlendirilmesinde, kesin doğru
olmasından ya da yararlı olma
olasılığından çok güzellik ve zarafet etken olur.”
(s.96)
“
(…)Matematikle ilgili olarak “estetik duyarlı” hakkında yazarken Poincaré
öğretimi düşünmemektedir.(…)Belki matematikte şiir olduğu gösterilirse
şairlerde matematik öğrenmeye yöneltilebilirler. Belki de beşeri bilimciler
Poincaré’nin “matematiksel zarafet için doğal duygularımız” dediği şeyi kendi
içlerinde geliştirebilirlerde, zorunlu matematik derslerinden asgari gerekliliklerden fazlasını alırlar.”
(s.103).
“Nasıl ki şiirde bile güzellik, bir ölçüde içerdiği fikrin önemli olmasına
bağlıysa, bir matematik probleminin “güzelliği”de, büyük ölçüde, onun ciddi
oluşuna bağlıdır. (…) Güzellik ilk sınavdır. (s.106)
…
“Eğer sanatı, sanat dünyasının
çekirdeğinde olan insanların gördüğü, işittiği gibi görüp, işitmek, sanattan
onlar gibi hoşlanmak için zaman ve
çaba sarfedecek olursak, bu dünyanın
başlıca önemli faaliyetlerine daha
yakınlaşabileceğimiz ortadadır. (s.134)
…
“Collingwood kendi
“sanat teorisi”ni ileri sürerken şunları yazıyor
: “(…) bir sanat eseri , deyimin tam
anlamıyla, el yapması bir şey, sanatçı
tarafından fiziksel olarak meydana
getirilen veya algılanan bir şey
değildir. O yalnızca sanatçının zihninde
var olan , düş gücünün yarattığı bir şeydir ve de, yalnızca görsel ve
işitsel düş gücünün eseri değil , genel
bir düşsel deneyim bütünüdür. (…) Bir sanat eserinin gerçek nesne diyeceğimiz
bir şey olması gerekmez; düşsel
dediğimiz bir şey de olabilir. Sosyal bir karışıklık, bir bunalım, ya da bir
savaş gemisi veya benzeri şeyler, gerçek
dünyada yeri olan bir şey olarak
ortaya çıkıncaya kadar yaratılmış değildirler.
Ancak bir sanat eseri , yalnızca sanatçının kafasında yaratıldığında da tamamen
yaratılmış olabilir (..) gerçek sanat eseri görülen ya da duyulan bir şey değil, zihinde canlandırılan bir
şeydir.” (s.138)
…
(Robert Frost) “ilk
kitabı olan A Boy’s Will (Bir Çocuğun İradesi)’deki son şiir olan “Reluctance”ı (Gönülsüzlük) okumuştu. Son
altı dizede pırıl pırıl gözleriyle –yemin ederim- doğrudan bana bakıyordu :
Olayların sürüklenmesine bırakmak
kendini,
Zarafetle teslim olmak
aklın yoluna,
Ve kabullenmek, baş eğerek,
Bir aşkın ya da bir
mevsimin tükenmesini,
Ah! Ne zaman daha küçük bir suç
sayılmıştır
İnsan yüreğine ihanetten
? (s. 245)
…
“Evet’
Matematik eğitimine yavaş yavaş estetiği katma zamanı gelmişti, Robert Frost
kitlelere şiiri götürmüştü. Şimdi biz de onlara matematiği götürecektik .
(:..). “Matematik , Robert Frost’unu bulamadı. (…) Matematiği doğru olarak
öğretmek için galiba gerçekten bir şair
gerekli. (…) Matematik eğitiminde bir devrim olacaktır, bu güneşin hergün
doğması kadar kesindir. Ancak bu, ardından
-daha önce değil- şiirin geldiği
bir devrim olacaktır”. (s.248) .””
…
Eastwood , daha önce
bahsettiğimiz “Bilim Şiirleri Kitabı”nda gülünç manzumelerden örnekler veriyor.
Bunların arasında , 1855’ten 1872’ye dek Glasgow Üniversitesi İnşaat
Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapan Macquorn Rankine’in Aşık Matematikçi şiiri de var :
Genç, çekici ve tatlı bir hanıma
Delice aşık oldu bir matematikçi
Uğraştı durdu, açılarla ve harmonik
orantılarla
İspat etmek için kadının kusursuz
oranlarını ve eğrilerini
Matematikçi
denklemleri başarı ile çözer, ancak kadın son dizede bir süvari ile kaçar.
Antolojiyi hazırlayanın araştırmaları,
kendilerini şiirle ifade eden birkaç
bilim adamından örnekler vererek yararlı bir biçimde derinleştirebilirdi.
…
4.4. Örnekolay 3
: Şiir ve Astronomi
İnternet üzerindeki taramalarda, şiir ve astronomi konusunda
oldukça fazla yazı ile karşılaştım. Bunlardan ilgimi çeken ikisini burada yer vermek istiorum.
Bunlardan biri, CNRS
araştırma müdürü, Meudon gözlemevinde astrofizikçi, genel rölativite, kara
delikler ve kozmoloji uzmanı Jean-Pierre Luminet , astronomiyi ve bilimi halkla kucaklaştırabilmek için çeşitli
medya organlarında “Herkes için bilim” konulu yazılar yazmış, konuşmalar yapmış.
Bilim adamlığı yanında şairliği ve roman
yazarlığı da var. Ayrıca Besteci Gérard Grisey ile birlikte “Le Noir de l'étoile"
(Siyah Yıldız) başlıklı astronomik ve
müzikal bir gösteri hazırlayan ve yayınlayan
Luminet’nin “Bilim, şiir ve yaratıcılık”
adlı makalesi bilimle şiir akrabalığı konusunda önemli mesajlar içermektedir.
Diğeri ise yaşamı hakkında fazla bilgiye ulaşamadığım,
ancak Luminet’in de katkısıyla 1998’de kurduğu “http://pages.infinit.net/noxoculi/nox.html”
adlı web sitesinde yüzlerce şiiri “astronomi ve şiir”
başlığı altında toplamış olan Mario
Tessier’dir.
Tessier, bu web sitesinde astronomi ile
ilgili edebiyat, sinema, müzik ve sanat konularında geniş çaplı kültürel
dokümanları toplamıştır. Mario Tessier’in, bilim şiiri konusunda önemli bir
isim olan ABD’li şair Stanley Kunitz’in ölümü sonrasında yazdığı “Bilimin
şiiri”
adlı makalesi de oldukça ilgi çekici.
Yazının bu bölümünde Luminet’nin
“Bilim, şiir ve yaratıcılık” adlı makalesi ile Tessier’in “Bilimin şiiri” adlı
makalesinin genişçe özetini vererek “Şiir ve Bilimin Yol Arkadaşlığı” yazısını , şimdilik, tamamlamak istiyorum.
Jean-Pierre Luminet,
“Bilim, şiir ve yaratıcılık”
“Şu soru sıkça
sorulurdu bana: “bugün çözülememiş kendi temel sorunlarını ( evrenin orijini, gelecekteki kaderi, uzayın
ve zamanın niteliği…) poetik söyleyişle
yanıt arayan astrofizik midir ? Ya da doğuştan gelen poetik bir eğilime sahip
olan bilimsel faaliyetler midir ? Onbeş yıldır profesyonel bir astrofizikçi ve
geniş bir kamuoyunu etkileyen “bilimsel yayım” metinleri ( karadelikler, uzay-zaman eğrisi, büyük
patlama,vb..) yazan biri olarak bu
soru beni her zaman şaşırtmıştır.
Bununla birlikte ,
benim şiir sanatı alanındaki bilinen yayınlarım son beş yıla dayansa da, benim
bilim-dışı (şiir, denemeler, romanlar) oldukça uzun bir geçmişe sahiptir. Bu
nedenle benim şiir yazmamın bilimsel düşüncelerimden beslendiğini söylemek
hatalı olmayacaktır.
Gerçekte ben bir
insanın, başlangıçta bir “şair/sanatçı ruhu” veya “bilimsel bir ruh”a sahip
olduğunu da sanmıyorum. İnsanlar, kendi merakını kendi içinde parçalayıp yiyen
bir yalınlığa sahiptir. Bu merak bizi, farklı ifade araçları , farklı diller
arasında araştırmalar yapmaya iter.
(…) Bilimsel bir keşif
olarak sanatsal yaratma, acımasız yoksunluğun sabrı içinde kazanılmış bir
meslek ve “doğuş”dan çekicilik arasında bir etkileşim içerir. Sanat, gerçek ve
rüya, düşünce ve sezgi, hayalgücü ve yücelikten beslenir. O araştırır ve
keşfeder. Sürekli sorun-neden ilişkisini ortaya koymaya çaba göstererek daha önceki yasalar, kurallara yaslanır:
örneğin şiirde kafiyeli nazım, müzikte uygun ses armonisi, resimde renk
bileşimi, perspektif kuralları,vb..
(…)Oysa benim için
rastlantı ve önsezinin birlikte getirdiği her keşfe, “yapılandırma biçimini
ortaya koyan zor ve aydınlatıcı bir çalışma izler. Paul Valéry’nin şu
düşüncesini severim : “şiirin içsel çalışması, en az başat ritimleri ve
sözcükleri için düşüncelerin araştırılması kadar, kendi düşünceleri için
sözcüklerin de araştırılmasına dayanır..” Ve ben bu yaklaşımın sanatsal ve bilimsel yaratıcılığın her
biçimine uygulanabilirliğine inanıyorum.
Bir yanda duygudan
yoksun ve insanlık dışı sınırda soğuk olan bilimsel ve teknik disiplinler,
diğer yanda duygu yüklü ve sıcaklıkları olan edebi ve sanatsal disiplinler
arasında , XIX. yüzyılda doğmuş bu içler acısı bölünmenin toplumun düşüncesinde
durulacağından umutluyum. Farklı
olguların birbirine karışmadan ben kendi payıma, gerçeği betimlemek için tek
bir dilin olmadığına inanıyorum. Bu nedenle ben “bilgi hümanizması”nın
yenilenmesine bağlandım.
Hümanizma,
Rönesans’dan beri Avrupa’da gelişmiş olan ve insan kalitesinin çiçeklenmesine
ve gelişmesine konu edinen bir düşünce akımıdır. Hümanizma indirgeyici
olmayabilir ve bir bilgi hümanistinin
vizyonundaki neden için yol
akıldır; tabii ki bilim, hatta sanat ve felsefe dahi, evrenin çok yönlü tarzını
birbiriyle uzlaştırmayı izin veren birbirilerini tamamlayıcı dil olarak hizmet
ederler.
(…) İlgili sözcükler
ve kavramlar ve teorik bilimin önemi, dünyanın genel resmi içine kaydedilse de,
anlamları toplumdan topluma, eğitimli ve eğitimsiz toplumların durumlarına göre
, sözcüklerin ve kavramların anlamlarında farklılıklar oluşur.
Bununla birlikte
sanatsal kavramların bilime doğru transferi mümkündür. Çok sayıdaki sanatçı,
son dönemlerdeki göz kamaştıran bilimsel buluşların sezgilerine sahip olmuşa
benzemektedirler. Örneğin şair ve mistik sufi Rûmi XIII. yüzyılda, ‘bir atom kesilmiş olsaydı içinde bir güneş sistemi bulunurdu’ diye yazıyordu :
“Bir atomun içine bir güneş gizlenmiştir : aniden bu atom ağzını açar.
Bu pusu ortaya çıktığı zaman, gökler ve yer bu güneşin önünde toz halinde un
ufak olurdu”. O her atomun dünyayı yakıp kül edecek bir güç yeteneğini içinde
sakladığını belirtiyordu.
Saint Louis zamanında
nükleer fizyon[16]dan
bahsetmek, tam olarak şaşırtıcıdır ! Belki
de orada çok daha derin karşılaşma alanları vardır. Modern bilim zamanında “kara delik” gibi
kavramlar uydurulur ve “ışığın bekçisi” olduğu belirtilir, o artık şiirsel
(poetik) bir süreç kazanır.
Dil arasında taşınan
objektif olgu, bireysel ve öznel imgelerin dansını harekete geçirir. İmgenin
beslenmesi bilim için yeni değildir.
M.Ö. V. Yüzyılda
atomlardan bahseden Démocrite, zaten
imgesel düzeyi de yerleştirmişti ve bu imgesel ve rasyonalite karışımı
18.yüzyıla kadar sürmüştür.
Daha sonra, bilim indirgemeciliğin (réductionnisme) gerekli bir
evresine geçmişti, imgesellik, birkaç çeşitle, tahliye edilmiştir.
Örneğin ben, insanlar tarafından yapılan
vuruşlarla yıldızlar tarafından oluşturulan ritimleri karıştıran, müzikal ve
astronomik bir gösterinin tasarımına katıldım.
Bu çalışma “ışık ve gölge”
evrensel temasının birleştirici karışımıdır, çünkü o “Kara Yıldız”(Le Noir de l'étoile) diye
adlandırılıyor.
Duygunun ekseriya
sürpriz olarak verildiğini ilave etmek isterim. Sürprizi aşk olarak düşünelim!
Oysa, hem sanatsal hem de bilimsel araştırmada, sürpriz özendiricidir.
Sürpriz olmazsa, ne
olursa olsun kendi faaliyet alanında o , körelir ve kısırlaşır. Benim için
ideal yaratıcı çocuktur. Çocuk, dünya için yitip bitiren bir meraka tabi,
primitif bir sanatçı ve bilimci niteliğindedir. O tutkuyla yaşar, her türlü
soruları sorar, bağırır, şarkı söyler, keser-yontar, inşa eder. Ekseriya,
ergenlik çağında, hemen hemen her şeyi süpürür götürür.
Akıl sorgulamaya
kapalıdır, bir dizi deneyimler dışında
son derecede sınırlanır. Bu durumda, sanatçı ve bilim insanı kendi
varlığının tümünü reddetme durumunda kalır.”
*
“ Son günlerde
Amerikalı şair Stanley Kunitz’in
susmuş olduğunu öğrenmekten üzüntü duydum. Ödüllü şair Newyork’daki evinde 14
Mayıs 2006’da zatürreden yüz yaşında
öldü. Çok sayıdaki ödülleri arasında Pulitzer (1959) ve National Book
Award(1995) ödüllerinin de sahibi Kunitz, ABD’nin çok başarılı ve saygın
şairlerinden biri olarak kabul edilir. O
hayatının sonuna kadar yazmayı sürdürdü. Geçen yıl (2005) son kitabını
yayınlamıştı.
Kunitz çok geniş bir
bakış açısına sahiptir; onun şiiri, insanları, insanlararası ilişkileri,
yereldeki güzellik, dönem ve
doğa hakkında her olguyu taşır. Onu kaybetmenin özellikle bana verdiği
üzüntü, onun ayni zamanda bir bilim şairi, özellikle astronomi ile çok ilgili
bir şair olmasındandır. Aslında şiirlerinin çoğu, “ Halley's Comet” ( Halley Kuyruklu Yıldızı) veya “
The Flight of Apollo ” (Apollo’nun Uçuşu) gibi, gökyüzünü referans
vermektedir :
“Ben yeryüzünde bir yabancıyım.
Aydaki adımlarla,
Yabancı galaksilerde
Yeni Kudüs’e
keyifli bir haca başlıyorum
Sıcak. Soğuk . sessizliğin kraterleri.
Dönüşümün kıyılarında
dalgalanıyor
Sakinlik Denizi.
Ve
, ötesinde
Yıldızlardan haberler.”
Diğer şiirlerinde, örneğin “
The Science Of The Night ”da (Gecenin Bilimi), bir duyguyu veya bir coşkuyu
açıklamak için astronomik konuları veya bilimsel imgeleri kullanır:
“(…)size dokunmam, bir ışık yılına gider.
Ruh değil, sistemiz, ve hareket ederiz
Bizden habersiz bulutlarla
Büyük bir bulutsu gibi.
Ve başlangıcında, çok girdaplıdır motiflerimiz
Baba aslan ile, anne yengeç ile.
Hayalperesttir kayıp kaburgam,
Geçmişin ışık ve
efsane oyunlarında
Kimin gezeğeni toz
toz eser
Magellans kadar uzaktır aşifteniz
Kime hızlandırıyorsunuz sanatınızın zevkini ?
Zaman kaybımı büyüten
camdan bir ayna
Tayfında görüyorum değişen kırmızı çizgilerini,
Genişliyor evren, inceliyor dıştan,
Uçuyor dünyamız, oh
!.. uçuyor, hızı farklı
Güçlü kapüşonlardan ve soyut uçuşlardan
Çağırıyorum sizleri, şahsınızla ve gururunuzla.
Şimdi uzayın dışından akıyor bana şelaleler.
Yanımda hala umutsuzca tutunmuş ;
Hava akımının girdaplarıyla
Bana sütlü yollardan sabahları getirin(…)”
Siz , gökyüzü şiirine
adanmış sitemde, onun biyografisine ek bilgiler yanında , şiirinden de başka
örnekler bulabilirsiniz.
Bilim bir başka
düzeyde, eğitimini sürdürürken dünyanın güzelleşmesine pek
araştıramamıştır. Bazı şairler onu
anlamış ve bilimsel konuların kavranması olsun, çağdaş deneyimimize en yakın
bilimsel görüntüler olsun, bilimi kendi
şiirlerine dahil etmeyi araştırmışlardır. Bu tür girişimler, görünürde bu iki
uzak disiplinler arasında bir köprü kurarak, hem edebiyatı ve hem de bilimi
zenginleştirir. Bu, çağımızın bilimsel gerçeklerini içselleştirerek, ayrıca bir
duygu çoğaltması… veya duyarlılık azalması vermeye çalışarak, çağdaş ruhun, düşüncenin evrende gerçek yerini bulmasına olanak verir.
Bir kitabe olarak, Kunitz en güzel
şiirlerinden birinin, “ The Long Boat
” da yazdığı son dizelerini alıntılayalım :
“Barış! Barış !
Sonsuzluğu sallar!
Önemli değildir
T. Ayhan ÇIKIN
W. Eastwood, 1961, A Book of science verse : the
poetic relations of science and technology, London
: Macmillan, 1961,xvi, 279 p. ;
E.V.Knox 1973
The Steam-givers in These
Libertiees ( Özgürlükler, Buharcılar) Londra : Methuen (akt. J.Lenihan, 2010, agm, )
Patric Dickinson 1960
Jodrell Bank, The World I See (Jodrell Bank, (Gördüğüm Dünya) (Londra :
Chatto and Windus ((akt. J.Lenihan, 2010, agm,
)
Jerry P. King, Matematik Sanatı, Çev. Nermin
Arık,TÜBİTAK, Popüler Bilim Kitapları,:49, Ankara, 2003, s.IX-X
W. Eastwood, 1961, a.g.e. , s. (akt. J.Lenihan, 2010, agm, )
Stanley Jasspon Kunitz (1905 Worcester (Massachusetts)- 14.05.2006 Mewyork).
Amerkalı şair, profesör, çevirmen ve editör. Çeşitli üniversitelerde
profesörlük ve Rusçadan şiir çevirile.ri yaptı. O bir düzine kadar şiir
yanında, metafizik ve karmaşık konularda da yazmıştır