31 Mart 2015 Salı

ŞİİR VE BİLİMİN YOL ARKADAŞLIĞI-5



5. SONUÇ (MU ?) : ŞİİR SEVER MİSİNİZ ?

Şiir sever misiniz ? 
Ya da ;
Şiir sevmez misiniz ?

          Her iki soruya olumlu/ olumsuz yanıtlar olacaktır.
“Şiir sevmem” diyen bir kişi bile güzel bir köy türküsünü, ya da güzel bir müzik parçasını dinleyebiliyordur ya da okuyabiliyordur.; bir keman konçertosundan müthiş bir haz alabiliyordur. 

        
“Bilim veya şiir” deyince pek çok ozanın/ şiir okuyucusunun duraksadığını gözlemliyorum. Acaba onları, “şiiri ve bilimi birlikte düşünebilmeleri için geçmişte çok sıkı fıkı olduklarını” söylesem…
Bilim dili mantıksal ve yanlışlanabilir bir dildir; maddi ve fiziki dünyayı açıklamada kullanılır. Öteki öznel diller ise maddi olmayan başka bir dünyayı keşfetmek için kullanılırlar : örneğin sanat, felsefe, tinsellik, vb… Rasyonel olmayan bu diller “keşifler” bakımından oldukça zengin içeriğe sahiptirler.
Bununla birlikte kesinlik gerektiren bilim dili ile ifade özgürlüğü isteyen şiir dilini uzlaştırmak mümkün olabilir mi ?
Kişisel olarak bu satırların yazarı, şiir ile bilim arasında, daha genel olarak sanat ile bilim arasında bir ilke karşıtlığı olduğunu düşünmemektedir. Yüzyıllardan beri insanlar, sanat ile bilim arasındaki akrabalığı haklı olarak sorgulamaktadırlar.
 Kendi mutlaklarını eleştiren, katılıklarını nüanslarla yumuşatan sanatçı korkmaz. Gerekirse ilkelerini ihlal eder, taklidi ve kopyacılığı karşı koyacak yeni ilkeler ortaya koyar. Peki bilim ve bilim adamı başka türlü davranabilir mi ?
Tüm biçimleriyle kendi koşullarında  kendi gelişimlerini sürdüren sanat ve bilim , ayrıntılar arasında ortaya çıkan gerilimlerden farkındalık yaratmasını da mantıki olarak sürdürürler.
Bilinmeyen zorluklar içine daha fazla nüfuz etme arzusu, hayali her bilim adamı ve sanatçının ortak paydasıdır. Bugün sanat alanındaki uygulamalarda halka açılabilme cesareti, pek az bilim insanında gözlemlenebilmektedir. Bilimsel alanda yasaklama daha çoktur : bilimsel terimlerdeki karmaşıklıklar, sonuçların her zaman kuşku taşıması, vb..
Bilimsel bütünlük genel olarak toplumsal kültüre bağımlıdır. Bilimsel buluşlar,  ne kadar gelişmiş görünürse görünsün, kendi kültürel bağlamı dışında zor anlaşılırlar. İki bin yıla yaklaşan bilim tarihine bir bütünlük içinde bakıldığında , imgeselliği dışlayan ve duygusuzluğu olumlayan (pozitivist) uzun bir sürecin yaşandığı görülüyor.
Bugün bilim öğretimi ve eğitimi, hala duygudan yoksun, soğuk bir yaklaşımla uygulanmaktadır. Oysa niçin bilgi ve duygu ayrılmak isteniyor ? Sanat ve bilim dünyasının ortak kökü “merak”tır. Öyleyse, uyumlu bir bütünleştirme sağlamak mümkündür. Hem sanatsal, hem de bilimsel araştırmalarda özendirici öğe sürprizdir. Sürpriz olmazsa hem sanatsal faaliyet hem de bilimsel etkinlik kısırlaşır ve körelir.
*
Bilim, maddi ve fiziki dünyayı açıklar…

          Sanat, çoğu faydasız gibi görünen, hatta bazılarınca “…tüküreyim böyle sanatın içine ..” dedirtecek kadar farklı bir dünyayı anlatmaya çalışır. 
         Din de geçmişte vahiy yoluyla bazı ulu insanlara indiği varsayılan kutsal yazılardan
hareketle, insan hayatını kucaklamaya uğraşır. 

       
Kısacası, bu üçlü arasında yüzyıllardır süren bir rekabet vardır .

       
Pekala bu gerçekten gerekli midir ?

       
Geçmiş yüzyılların bilginleri, bugünün bilim adamlarına göre , daha az uzmanlaşmışlardı. O bakımından bilginler hem bilimle, hem sanatla hem de dinle uğraşıyorlardı. Kısacası, olumlu veya olumsuz, bilimi, sanatı ve dini birleştirebiliyorlardı. .
       
Özellikle büyücüler, cadılar, gözbağcıları bilimi, sanatı ve dini , mutlu veya mutsuz, evlendiriyorlardı. 
*
     
Albert Einstein adında bir bilim adamı çıkıyor… Uzun yıllar yaptığı çalışmaları fantastik bir formül altında özetleyiveriyor[1] : 

                            
E = mc2[2]

     
Kısacası , bu formülü “Enerjideki coşku, ahengin ve cazibenin karesi AŞK’ın ürünüdür”.

…demek için bir engel göremiyorum…

 Özetle sanatsal/bilimsel kavramların birbirilerine doğru transfer edilebileceği düşüncesindeyim. 


T. Ayhan ÇIKIN
 Şubat 2014, Bornova.


 

 









KAYNAKLAR

Ahmet İnam, Şiir ve Akıl, Akşam Gazetesi, 18 Kasım 2012, http://www.aksam.com.tr/siir-ve-akil-8342y.html
Ahmet İnam, Edebiyata bakışta bilimin ve yorumun yeri, Edebiyat İlmi ve Problemleri Sempozyumu, Gazi Üniversitesi : 23-25 Eylül 2003, Ankara (http://www.siirpenceresi.com/poetikmetinler/ahmet_inam01.htm)
Ahmet İnam, Merhaba şiir, merhaba metafizik, http://www.siirpenceresi.com/poetikmetinler/ahmet_inam08.htm
Ahmet İnam, Şiirden doğan, şiirle taşınan bir etkinlik olarak bilim, http://www.phil.metu.edu.tr/ahmet-inam/siir.htm
Ahmet İnam, Şiir, şiir, şiir.., Nisan 2005, İstanbul,
Ahmet Oktay, Cumhuriyet dönemi Türk şiirine bir bakış, Gösteri, Kasım-Aralık 1998
Edip Cansever, Düşüncenin şiiri, Yeditepe, 16 Temmuz 1959,    (http://www.siirpenceresi.com/poetikmetinler/edipcansever2.htm)
G. Gon, Türkiye'de Şiir Kuramı Üzerine Bir Kaynakça Denemesi, http://siirlersairler.blogcu.com/turkiye-de-siir-kurami-uzerine-bir-kaynakca-denemesi-g-gon/75775
Mehmet Salih Yarğı, Şiir, bilim ve felsefe üzerine mülahazalar, 15 Aralık 2010, http://mehmetsalihyargi.blogspot.com/2010/12/siir-bilim-ve-felsefe-uzerine.html
Özdemir Nutku, Geleceğe kalan, bir halkın özgün ifadesi olan sanattır!, facebook üzerinden kişisel yazışma. Ekim 2013.
Jean Staune, Qu’est-ce que la Science ?, http://www.staune.fr/Qu-est-ce-que-la-Science.html
Hervé Jamet, Qu’est-ce que la Science ?, Août 2003, http://www.jamet.org/Reflexions/Science/Definition.html
Jerry P. King, Matematik Sanatı, TÜBİTAK : Popüler Bilim Kitapları : 49, Ankara,2003.
Carl Sagan, Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı, TÜBİTAK : Popüler Bilim Kitapları : 2004, Ankara.
Jean-Luc, “La valeur essentielle de la poésie”, http://www.etudes-litteraires.com/poesie.php
John Lenihan, “Şiir bilim ilişkisi”, in : Bilim iş başında, TÜBİTAK, Popüler Bilim Kitapları : 113, Ankara , 2003, s. 101-106
W. Eastwood, 1961, A Book of science verse : the poetic relations of science and technology, London : Macmillan, 1961,xvi, 279 p.
E.V.Knox 1973 The Steam-givers in These Libertiees ( Özgürlükler, Buharcılar) Londra : Methuen)
Bertrand Russel, Mistisizm ve Mantık, çev. Ayseli Usluata, Varlık Yayınları , İstanbui. 1972
Robert Frost, The Poetry of Robert Frost. New York : holt, Rinehart & Winston, 1969, s.1 ; akt. King, s. IX-X
 Hervé BONEIN, Sciences et poésie : des amours  contrariées , , http://www.revue.crdp-nice.net/fiche_ouvrage.php?ouv_id=161
Hervé Jamet, Qu'est-ce que la Science ?, http://www.staune.fr/Qu-est-ce-que-la-Science.html

Jean-Pierre Luminet, Science, poésie, création, http://www.humains-associes.org/No7/HA.No7.Luminet.html
Jean-Pierre Luminet, Observer effects : conversations on art & science, http://archive.is/lIzj
Jean Staune, Qu’est-ce que la Science ?, http://www.staune.fr/Qu-est-ce-que-la-Science.html
Joël Des Rosiers, Science du poème, http://www.erudit.org/apropos/utilisation.html
Jonathan Vos Post, Science, Poetry and  Democracy, http://www.magicdragon.com/UltimateSF/sfpo-15pt0.html
Patrick Laude, Introduction à la Poésie Didactique de F. Schuon, http://www.religioperennis.org/documents/laude/PoesieSchuon.pdf
Paule Doyon, Qu’est-ce que la poésie ?, http://cafe.rapidus.net/anddoyon/reflex.html
Pierre-Vincent Cresceri, Le lieu comme croisement entre science et poésie, http://www.armand-gatti.org/index.php?art=15


Web siteleri
agalma.ch, Art et science,
Atomes Crochus, Poèmes de science, http://www.atomes-crochus.org/haikus/poemes.php
Bernard Charbonneau,Penser la science : L’analyse  do role joué par la science dans société contemporaine, http://encyclopedie.homovivens.org/Dossiers/penser_la_science
fabula.org, Poésie parnassienne : poésie scientifique ?, http://www.fabula.org/colloques/document388.php
fruitymag.com, Poésie de la Science d'écriture, http://www.fruitymag.com/po%C3%A9sie-science-s85879.htm


T. Ayhan ÇIKIN



[2] E = mc2, bir kütlenin (m) ışık hızına (c) ulaştığı (veya ulaştırıldığı) anda (ki bunun deneyi bir kaç yıl öncesinde avustralya'da gerçekleştirilmişti) enerjiye (e) dönüşeceğini ifade eden kuramsal bütünün temsili ifadesi.

ŞİİR VE BİLİMİN YOL ARKADAŞLIĞI-4


4. ŞİİR VE BİLİMİN YOL ARKADAŞLIĞI


         4. 1. Konuya giriş


Bilimin gelişmesi ile şiirin seyri aslında birbirine karşıt değildir. Dikkatle analiz edilirse, şiirle bilimin birbirlerine tamamlayıcılık özellikleri de vardır.

Öncelikle amaçları ortaktır :gerçeğin algılanması. Nesnel öğeleri ele alıp inceleyen bilim, nesnel olguları açıklar (bilimsel açıklama). Oysa şiir, gerçek öğeleri “anlamları” üzerinden giderek ele alır. Yani düşsel (l’imaginaire) bir açıklamadır onun ki.

Evrende iki temel düşüncenin olduğu ileri sürülür : evreni oluşturan bilimsel düşünce; ve karakteri (kişiliği) oluşturan imgesel düşünce. İmgesel düşünce çoğunlukla içgüdüseldir : söylenir, konuşulur, yazılır. Sanat yaşamsaldır. İfade ediliş şekli önemlidir. Örneğin okul sıralarında öğrencilerin büyük bir kısmı, poetik bir olguyu ifade etmekte başarısızdırlar.

Duyguları, yaşanmışlıkları, özenli ve denetimli bir biçimde ifade etmek kolay değildir. Yaşamayı ve onu yeniden kurgulamada karşılaşılan güçlükleri kırmada şiirin/sanatın katkısı küçümsenemez.

Şiir, dilin gelişmesine katkıda bulunur. Zira dil sadece analiz, açıklama, iletişim, vb..fonksiyonları  ile değil, ayni zamanda poetik (mesaj) işlevi de  geliştirir. Özellikle eğitim sürecinde öğrencilere verilecek derslerde, dilin tüm fonksiyonlarını kapsayacak ölçüde ve kayıtlı tüm şiirlerde duygu, mizah (humour), düşünce, imge, ritim, vb…bulunmasına özen gösterilmelidir.

Bu çalışmada şiir ile bilim arasındaki ilişki, basılı yayınlardan ve internet üzerinde yapılan taramalardan derlenmiştir. Aslında şiirle,  farklı bilim dalları arasında ilginç bir ilişki yumağı ortaya çıkmaktadır. Türkiye açısından birkaç makale dışında ciddi bir şiir-bilim konusunu işleyen yayın çok sınırlıdır. Toplanan bilgiler sonunda şiirle bilim arasındaki bağlantılar üzerindeki yaklaşımlar şu başlıklar altında toplanabilir : genel olarak bilim ve şiir, doğa bilimleri ve şiir, matematik ve şiir, astronomi ve şiir, kozmolojik şiir, bilim-kurgu şiir, sosyal bilimler (özellikle psikiyatri ile şiir çok ilişkilendirilmektedir) ve şiir, vb… Ancak bu yazıda üç örnekolay ele alınarak konu işlenmeğe çalışılmıştır . Bunlar :

1.      Genel olarak şiir, bilim ve teknoloji,
2.      Matematik ve şiir,
3.      Astronomi ve şiir..
konuları şiir ve bilimin yol arkadaşlığı konusunda örnekolaylar olarak sunulmuştur..


4.2. Örnekolay 1 : Şiir bilim ilişkisi


Şiir ve bilim ilişkisi üzerine ilk örnek olayda,  W. Eastwood’un 1961’de yayınladığı  “Bilim şiiri kitabı : Bilim ve teknolojinin şiirsel ilişkisi[1] adlı kitabının eleştirisini gündeme taşıyan John Lenihan’ın  bir makalesi özetlenecektir[2].

“Bugün bilim şüphesiz uzmanların işi, ancak günlük yaşam ile bilim arasındaki uçurumu koruyan başka nedenler  de var. 18. yüzyıla kadarki çalışmalarda , bilim de sanat da ayni dili kullanıyordu. Günümüzde de,  şairler ve bilim adamları , konuyla ilgili özel bilgi  ve deneyimi olmayan insanlarla iletişim  kurmanın zor olduğu soyut bir dünyada çalışıyor.
Bronowski’nin Eastwood’un antolojisindeki son denemede söylediği gibi , aradaki uçurum “sanatı ve bilimi, uğraş dışı  biri ile bilim adamının ortak bir kavrayışta  tek başına birleştirebilecek bir evrensel dil”  ile kapatılabilir mi? Suçun büyük bir kısmını , uzmanlık alanını anlaşılır kılmak işini zor veya tatsız bularak kendisinin sorunun bu olmadığına inandıran bilim adamına mı yüklemeli ? Çoğumuz, bilimin tadını çıkarmak  için gereken azıcık çabayı göstermeyecek kadar tembel miyiz yoksa?
Eastwood bu soruları “deneyimlerin düzene konulması ve hayal gücünün çok önemli olması açısından bakıldığında, şair ve bilim adamının birbirinden farksız olduğu” görüşünden hareketle aydınlatıyor. Şiir hayat ile ilgili olduğundan , bilim ve teknolojiden de söz etmelidir. Bu doğru ama örneklerine pek sık rastlanmıyor.
Antolojiyi hazırlayan tarımdan tıbba kadar geniş bir alanda dolaşıyor. Şiir ile nazımın ayni şey olduğunu kabul ederek çoğunlukla , Johnson’ın (“ölçülü söz dizisi”) ve Newton’un  (“bir çeşit yaratıcı saçmalık”) yaptığı tanımları doğrulayan türden örneklere yer veriyor, ancak konuyla yakından ilgilenenler açısından bu doyurucu olmayabilir. Samuel Butler’ın gelişi güzel yazılmış , 14 sayfalık Aydaki Fil’i (sonunda teleskopun içinde bir fare olduğu ortaya çıkar) için söyleyecek pek bir şey yok. Oliver Wendell Holmes tarafından yapılan bir diğer anaokul şakası, Boston’lı bir hekimin  mahvoluşunu anlatmak için stetoskopun  içindeki bir sineği konu alır ve  marazi  ruh halinin izlerini taşır :

Başını salladı; - hastalık ciddi-
Korkarım ki yakında öleceksiniz;
Sizden ricam,küçük bir otopsi,
Geride kalanları sevindireceksiniz.

Bunun gibi birkaç acayip şeyi  bir tarafa bırakacak olursak, antoloji dört değişik şiir türü içeriyor. İlk olarak Lucretius, Dante, Shakespeare, Milton ve Pope’un fiziksel evrenin değişik yönleri üzerine , Caucer ve Ben Jonson’ın  da simya üzerine yazdıkları yer alıyor. İkinci ve en uzun bölüm, bilim ve mühendisliğin  esinlediği bazı konularla ilgili şiirler ve alıntılardan oluşuyor. Bu bölümde daha az ünlü şairler yer alıyor. Akenside’ın Bilime İlahi adlı şiirinde  olduğu gibi, bu şairlerin şiirlerinin bir kısmı yalnızca güzel söz söyleme  sanatı kapsamındadır :

Bilim ! güzel, coşkun bir ışınsın sen
Zihnin aydınlık gündüzünden gelen…
Şiir sanatı, diyor Wordsworth, bütünüyle bilimin çehresine sahip ateşli bir ruhtur. 1833 yılında Buharlı Gemiler, Viyadükler, ve Demiryolları’nı yazarken  de benzer bir düşünceyi dile getiriyor :

            Ne kadar bozsa da sizin varlığınız
            Doğa’nın güzelliğini, engel olamazsınız
Aklın geleceği görme becerisine
Bu beceri gösterebilir ruhunuzu size.

1844 yılında, Kendal ve Winderemere demir yolu planlandığında  Wordsworth düşüncesini değiştirmiştir :

            Bu düşüncesiz saldırıdan
            Nasibini almamış tek bir köşe kalmayacak mı?

Üçüncü olarak Eastwood gülünç manzumelerden örnekler veriyor.  Whewell, 1919 yılında yayımlanan  Elementary Treatises on  Mechanics ( Mekanik Bilimi Üzerine Temel Yazılar)  adlı kitabında farkında olmadan şöyle bir şey yapmıştı :

Öyleyse hiçbir kuvvet ,
ne kadar büyük olursa olsun,
bir ipi bu kadar düzgün bir biçimde
yatay bir çizgi boyunca
tamamen düz olacak şekilde geremez.


James Watt, E.V. Knox’un , Alfred Noyes tarzının muzip bir parodisi olan  Buharcılar adlı şiirinde görünür :

            O büyük bir makine ustasıydı, o James Watt’tı
            Ve “Buhar” diye sayıklayıp çalışırken bile
            Yorucu saatleri cazip kılmak  için şarkılar yazardı
Ve sayfayı bölerdi küçük nota çizgileriyle-
Eski Çin’de, uzak Çin’de
Batı ışığı görmeden önce,
Filozoflar buharı yoğunlaştırmanın
Verimli bir yolunu bulamamışlardı.
Elle çalıştırılan araçlarla
İlerledikleri aydınlanmamış yolda;
Çinliler anlamamıştı
Piston çubuğunun yararlarını.[3]

Antolojinin sonunda, modern şairlerin bilim ve teknolojinin egemenliği altındaki bir çevreye nasıl tepki gösterdiğine yer veriliyor. Eastwood’un seçtiği şairlere bakılırsa, modern şairler tepkilerini çok açık biçimde göstermiyorlar. C. Day Lewis, Parer ve McIntosh’un 1920 yılında Avustralya’ya  yaptıkları destansı uçuşu anlatıyor. Stephen Spender, Bir Havaalanının Çevresinde adlı şiirde derin düşüncelere dalıyor.  Patric Dickinson ise Jodrell Bank teleskopu ile ilgili şunları yazıyor :

            Artık
            Gizli mesajlar alıyoruz
            Hayal bile edemediğimiz
            Uzayın derinliklerinden
            Çoktan sönmüş bir yıldız anlatıyor :
            Bir zamanlar ne aşk vardı ne de tanrı
            Ve yapayalnızdı insanlar.[4]

John Wain’in elektronik beyni kendisini yapan ile sert konuşur :

            Bana senin bir parçan olduğumu söylüyorsun,
Yalan söylüyorsun,
Ben
Kendimim. Beni yapma nedenin, yanlıştı.
Kesinlik istedin : sayılar, şemalar,
Oysa kesinlik gerçeğin bir parçasıdır,
Gerçeğin parçası, ama onun kutsal gövdesi değil.
Şimdi sana gerçeğin bir tane olduğunu öğretmeli miyim,
Bütünlüğünün sabit bir merkezde toplandığını ?[5]

“Sanatı ve bilimi birleştirecek ortak dil hiç bu kadar uzakta görünmemişti, ancak bu dilin peşine düşmek eğitici ve eğlendirici olabilir.””


4.3. Örnekolay 2 : Şiir ve matematik


Jerry P. King, Matematik Sanatı[6] adlı kitabında  matematik-şiir, matematikçi- şair hakkında  bazı değerlendirmeler yapmaktadır . İşte bunlardan bazıları :

““En yüksek sanatın gösterebileceği kesin kusursuzluğa muktedir, yüce bir güzellik.”[7]
Bertrand Russel (Matematik için…)

Matematikçiler kendilerini sanatçı olarak görseler de sanatçılar onları ayni gözle bakmazlar. Bir şairi resimleyen  Diego Rivera, şairin fikirler ve sembollerle uğraştığını vurgulayan soyut bir tablo meydana getirmişti, ama fikirler ve sembollerle gerçekten de en üst düzeyde uğraşan kişi olan matematikçi için gerçekçi bir resim, çerçevesiz gözlük takmış zayıf bir insan resmi yapmıştı. (s.V)
Robert Frost bir ara Vermont’ta çiftçiler arasında yaşamış, onlar toprakla uğraşırken o da şiirle uğraşmıştı. Çiftçiler atların çektiği sabanlarla toprakta derin yarıklar çiziyor, Frost da  beyaz kağıtlar üzerine bu yarıklar kadar düzgün satırlarla şiirler yazıyordu. Çiftçilerle ayni tarlalarda dolaşıyor, aynı karanlık ormanları seyrediyordu. Ancak çiftçilerden farklı bir duygulanım içindeydi. Onların göremedikleri ve değerlerini anlayamadıkları bir şeyler görüyordu. Çiftçilerin gerçekliği gördüğü yerde Robert Frost soyutluk ve mecaz görüyordu. Kıştan kalmış ufak karlı bir leke Frost için unutulmuş bir günden kalan bir gazete parçasıydı. Çim biçicinin kesmeden bıraktığı bir öbek  çiçek paylaşılan değerlerin bir sembolü oluyor, karanlık ormanlarda yağan kar dinsel boyutlu bir deneyime dönüşüyordu. Sıradan bir çayırlık karşı konulamaz bir çağrıya dönüşüveriyordu[8].

Çayırdaki pınarı arındırmaya,
Yaprakları tırmıklamaya gidiyorum.
Beklemeye, suyun berraklaşmasını,
Uzun kalmayacağım- gelir misin benimle?

Robert Frost sıradan şeylerde çiftçilerin göremediği şeyler görürdü. Görürdü, çünkü bakmasını bilirdi ve her gerçek sanatçı gibi gördüğünün  bir gerçeklik değil, bir sembol ve mecaz olduğunu bilirdi. Matematikçiler de şair gibi mecaz ve benzeşimleri değerli bulurlar. Frost gibi onlar da mecazlarını  beyaz kağıt üzerinde enine çizgilerle çizerler. (…) Matematikçiler şiirlerini “matematik” ile yazarlar.
(…) Görmeyi öğrenmek için bizim de Robert Frost gibi  çayırlara gezmemiz gerekir.”
           
            Lynn Sten şunları yazıyor : “sanat dünyasında hiç benzeri olmayan bir nesnelliğe sahip olmasına karşın , yaratıcı matematiğin güdüsü ve standardı bilimden çok sanatınkini benzer. Matematiksel teoremlerin sınıflandırılmasında estetik yargı hem mantıktan hem de uygulanabilirlikten üstün tutulur: matematiksel idelerin değerlendirilmesinde, kesin doğru olmasından  ya da yararlı olma olasılığından çok güzellik ve zarafet etken olur[9].” (s.96)

            “ (…)Matematikle ilgili olarak “estetik duyarlı” hakkında yazarken Poincaré öğretimi düşünmemektedir.(…)Belki matematikte şiir olduğu gösterilirse şairlerde matematik öğrenmeye yöneltilebilirler. Belki de beşeri bilimciler Poincaré’nin “matematiksel zarafet için doğal duygularımız” dediği şeyi kendi içlerinde geliştirebilirlerde, zorunlu matematik derslerinden  asgari gerekliliklerden fazlasını alırlar.” (s.103).

            “Nasıl ki şiirde bile güzellik,  bir ölçüde içerdiği fikrin önemli olmasına bağlıysa, bir matematik probleminin “güzelliği”de, büyük ölçüde, onun ciddi oluşuna bağlıdır. (…) Güzellik ilk sınavdır. (s.106)
“Eğer sanatı, sanat dünyasının çekirdeğinde olan insanların gördüğü, işittiği gibi görüp, işitmek, sanattan onlar gibi hoşlanmak için  zaman ve çaba  sarfedecek olursak, bu dünyanın başlıca önemli faaliyetlerine  daha yakınlaşabileceğimiz ortadadır. (s.134)
“Collingwood kendi “sanat teorisi”ni ileri sürerken şunları yazıyor[10] : “(…) bir sanat eseri , deyimin tam anlamıyla,  el yapması bir şey, sanatçı tarafından fiziksel olarak  meydana getirilen  veya algılanan bir şey değildir. O yalnızca sanatçının zihninde  var olan , düş gücünün yarattığı bir şeydir ve de, yalnızca görsel ve işitsel  düş gücünün eseri değil , genel bir düşsel deneyim bütünüdür. (…) Bir sanat eserinin gerçek nesne diyeceğimiz bir şey olması  gerekmez; düşsel dediğimiz bir şey de olabilir. Sosyal bir karışıklık, bir bunalım, ya da bir savaş gemisi  veya benzeri şeyler, gerçek dünyada yeri olan  bir şey olarak ortaya  çıkıncaya kadar yaratılmış değildirler. Ancak bir sanat eseri , yalnızca sanatçının kafasında yaratıldığında da tamamen yaratılmış olabilir (..) gerçek sanat eseri görülen ya da duyulan  bir şey değil, zihinde canlandırılan bir şeydir.” (s.138)

(Robert Frost) “ilk kitabı olan A Boy’s Will (Bir Çocuğun İradesi)’deki son şiir olan “Reluctance”ı (Gönülsüzlük)  okumuştu. Son altı dizede pırıl pırıl gözleriyle –yemin ederim- doğrudan bana bakıyordu :

            Olayların sürüklenmesine bırakmak kendini,
                        Zarafetle teslim olmak aklın yoluna,
            Ve kabullenmek, baş eğerek,
                        Bir aşkın ya da bir mevsimin tükenmesini,
            Ah! Ne zaman daha küçük bir suç sayılmıştır
                        İnsan yüreğine ihanetten ? (s. 245)


“Evet’ Matematik eğitimine yavaş yavaş estetiği katma zamanı gelmişti, Robert Frost kitlelere şiiri götürmüştü. Şimdi biz de onlara matematiği götürecektik . (:..). “Matematik , Robert Frost’unu bulamadı. (…) Matematiği doğru olarak öğretmek için  galiba gerçekten bir şair gerekli. (…) Matematik eğitiminde bir devrim olacaktır, bu güneşin hergün doğması kadar kesindir. Ancak bu, ardından  -daha önce değil-  şiirin geldiği bir devrim olacaktır”. (s.248) .””

Eastwood , daha önce bahsettiğimiz “Bilim Şiirleri Kitabı”nda gülünç manzumelerden örnekler veriyor. Bunların arasında , 1855’ten 1872’ye dek Glasgow Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapan Macquorn Rankine’in Aşık Matematikçi şiiri de var :

            Genç, çekici ve tatlı bir hanıma
            Delice aşık oldu bir matematikçi
            Uğraştı durdu, açılarla ve harmonik orantılarla
            İspat etmek için kadının kusursuz oranlarını ve eğrilerini

Matematikçi denklemleri başarı ile çözer, ancak kadın son dizede bir süvari ile kaçar. Antolojiyi hazırlayanın  araştırmaları, kendilerini şiirle ifade eden  birkaç bilim adamından  örnekler vererek  yararlı bir biçimde derinleştirebilirdi[11].

4.4. Örnekolay 3  : Şiir ve Astronomi


İnternet üzerindeki taramalarda, şiir ve astronomi konusunda oldukça fazla yazı ile karşılaştım. Bunlardan ilgimi çeken  ikisini burada yer vermek istiorum.
Bunlardan biri, CNRS[12] araştırma müdürü, Meudon gözlemevinde astrofizikçi, genel rölativite, kara delikler ve kozmoloji uzmanı Jean-Pierre Luminet , astronomiyi ve bilimi halkla kucaklaştırabilmek için çeşitli medya organlarında “Herkes için bilim” konulu yazılar yazmış, konuşmalar yapmış. Bilim adamlığı  yanında şairliği ve roman yazarlığı da var. Ayrıca Besteci Gérard Grisey  ile birlikte “Le Noir de l'étoile" (Siyah Yıldız)  başlıklı astronomik ve müzikal bir gösteri hazırlayan ve yayınlayan  Luminet’nin “Bilim, şiir ve yaratıcılık”[13] adlı makalesi bilimle şiir akrabalığı konusunda önemli mesajlar içermektedir.

Diğeri ise  yaşamı hakkında fazla bilgiye ulaşamadığım, ancak Luminet’in de katkısıyla 1998’de kurduğu “http://pages.infinit.net/noxoculi/nox.html” adlı web sitesinde yüzlerce şiiri “astronomi ve şiir”[14] başlığı altında toplamış olan Mario Tessier’dir. Tessier,  bu web sitesinde astronomi ile ilgili edebiyat, sinema, müzik ve sanat konularında geniş çaplı kültürel dokümanları toplamıştır. Mario Tessier’in, bilim şiiri konusunda önemli bir isim olan ABD’li şair Stanley Kunitz’in ölümü sonrasında yazdığı “Bilimin şiiri[15]” adlı makalesi de oldukça ilgi çekici.
Yazının bu bölümünde Luminet’nin “Bilim, şiir ve yaratıcılık” adlı makalesi ile Tessier’in “Bilimin şiiri” adlı makalesinin genişçe özetini vererek “Şiir ve Bilimin Yol Arkadaşlığı”  yazısını , şimdilik, tamamlamak istiyorum.

Jean-Pierre Luminet, “Bilim, şiir ve yaratıcılık”

           
“Şu soru sıkça sorulurdu bana: “bugün çözülememiş kendi temel sorunlarını  ( evrenin orijini, gelecekteki kaderi, uzayın ve zamanın niteliği…)  poetik söyleyişle yanıt arayan astrofizik midir ? Ya da doğuştan gelen poetik bir eğilime sahip olan bilimsel faaliyetler midir ? Onbeş yıldır profesyonel bir astrofizikçi ve geniş bir kamuoyunu etkileyen “bilimsel yayım” metinleri  ( karadelikler, uzay-zaman eğrisi, büyük patlama,vb..) yazan biri olarak  bu soru  beni her zaman şaşırtmıştır.
Bununla birlikte , benim şiir sanatı alanındaki bilinen yayınlarım son beş yıla dayansa da, benim bilim-dışı (şiir, denemeler, romanlar) oldukça uzun bir geçmişe sahiptir. Bu nedenle benim şiir yazmamın bilimsel düşüncelerimden beslendiğini söylemek hatalı olmayacaktır.
Gerçekte ben bir insanın, başlangıçta bir “şair/sanatçı ruhu” veya “bilimsel bir ruh”a sahip olduğunu da sanmıyorum. İnsanlar, kendi merakını kendi içinde parçalayıp yiyen bir yalınlığa sahiptir. Bu merak bizi, farklı ifade araçları , farklı diller arasında araştırmalar yapmaya iter.
(…) Bilimsel bir keşif olarak sanatsal yaratma, acımasız yoksunluğun sabrı içinde kazanılmış bir meslek ve “doğuş”dan çekicilik arasında bir etkileşim içerir. Sanat, gerçek ve rüya, düşünce ve sezgi, hayalgücü ve yücelikten beslenir. O araştırır ve keşfeder. Sürekli sorun-neden ilişkisini ortaya koymaya çaba göstererek  daha önceki yasalar, kurallara yaslanır: örneğin şiirde kafiyeli nazım, müzikte uygun ses armonisi, resimde renk bileşimi, perspektif kuralları,vb..

(…)Oysa benim için rastlantı ve önsezinin birlikte getirdiği her keşfe, “yapılandırma biçimini ortaya koyan zor ve aydınlatıcı bir çalışma izler. Paul Valéry’nin şu düşüncesini severim : “şiirin içsel çalışması, en az başat ritimleri ve sözcükleri için düşüncelerin araştırılması kadar, kendi düşünceleri için sözcüklerin de araştırılmasına dayanır..” Ve ben bu yaklaşımın  sanatsal ve bilimsel yaratıcılığın her biçimine uygulanabilirliğine inanıyorum.
Bir yanda duygudan yoksun ve insanlık dışı sınırda soğuk olan bilimsel ve teknik disiplinler, diğer yanda duygu yüklü ve sıcaklıkları olan edebi ve sanatsal disiplinler arasında , XIX. yüzyılda doğmuş bu içler acısı bölünmenin toplumun düşüncesinde durulacağından umutluyum.  Farklı olguların birbirine karışmadan ben kendi payıma, gerçeği betimlemek için tek bir dilin olmadığına inanıyorum. Bu nedenle ben “bilgi hümanizması”nın yenilenmesine bağlandım.
Hümanizma, Rönesans’dan beri Avrupa’da gelişmiş olan ve insan kalitesinin çiçeklenmesine ve gelişmesine konu edinen bir düşünce akımıdır. Hümanizma indirgeyici olmayabilir ve bir bilgi hümanistinin  vizyonundaki  neden için yol akıldır; tabii ki bilim, hatta sanat ve felsefe dahi, evrenin çok yönlü tarzını birbiriyle uzlaştırmayı izin veren birbirilerini tamamlayıcı dil olarak hizmet ederler.
(…) İlgili sözcükler ve kavramlar ve teorik bilimin önemi, dünyanın genel resmi içine kaydedilse de, anlamları toplumdan topluma, eğitimli ve eğitimsiz toplumların durumlarına göre , sözcüklerin ve kavramların anlamlarında farklılıklar oluşur.
Bununla birlikte sanatsal kavramların bilime doğru transferi mümkündür. Çok sayıdaki sanatçı, son dönemlerdeki göz kamaştıran bilimsel buluşların sezgilerine sahip olmuşa benzemektedirler. Örneğin şair ve mistik sufi Rûmi XIII. yüzyılda,  ‘bir atom kesilmiş olsaydı içinde bir güneş sistemi bulunurdu’  diye  yazıyordu :  “Bir atomun içine bir güneş gizlenmiştir : aniden bu atom ağzını açar. Bu pusu ortaya çıktığı zaman, gökler ve yer bu güneşin önünde toz halinde un ufak olurdu”. O her atomun dünyayı yakıp kül edecek bir güç yeteneğini içinde sakladığını belirtiyordu.
Saint Louis zamanında nükleer fizyon[16]dan bahsetmek, tam olarak şaşırtıcıdır !  Belki de orada çok daha derin karşılaşma alanları vardır.  Modern bilim zamanında “kara delik” gibi kavramlar uydurulur ve “ışığın bekçisi” olduğu belirtilir, o artık şiirsel (poetik) bir süreç kazanır.
Dil arasında taşınan objektif olgu, bireysel ve öznel imgelerin dansını harekete geçirir. İmgenin beslenmesi bilim için yeni değildir.
M.Ö. V. Yüzyılda atomlardan bahseden Démocrite,  zaten imgesel düzeyi de yerleştirmişti ve bu imgesel ve rasyonalite karışımı 18.yüzyıla kadar sürmüştür.
Daha sonra, bilim  indirgemeciliğin (réductionnisme) gerekli bir evresine geçmişti, imgesellik, birkaç çeşitle, tahliye edilmiştir.
  Örneğin ben, insanlar tarafından yapılan vuruşlarla yıldızlar tarafından oluşturulan ritimleri karıştıran, müzikal ve astronomik bir gösterinin tasarımına katıldım.  Bu çalışma  “ışık ve gölge” evrensel temasının birleştirici karışımıdır, çünkü o  “Kara Yıldız”(Le Noir de l'étoile) diye adlandırılıyor.
Duygunun ekseriya sürpriz olarak verildiğini ilave etmek isterim. Sürprizi aşk olarak düşünelim! Oysa, hem sanatsal hem de bilimsel araştırmada, sürpriz özendiricidir.
Sürpriz olmazsa, ne olursa olsun kendi faaliyet alanında o , körelir ve kısırlaşır. Benim için ideal yaratıcı çocuktur. Çocuk, dünya için yitip bitiren bir meraka tabi, primitif bir sanatçı ve bilimci niteliğindedir. O tutkuyla yaşar, her türlü soruları sorar, bağırır, şarkı söyler, keser-yontar, inşa eder. Ekseriya, ergenlik çağında, hemen hemen her şeyi süpürür götürür.
Akıl sorgulamaya kapalıdır, bir dizi deneyimler dışında  son derecede sınırlanır. Bu durumda, sanatçı ve bilim insanı kendi varlığının tümünü reddetme durumunda kalır.”


*

Mario Tessier, “Bilimin şiiri”


“ Son günlerde Amerikalı şair Stanley Kunitz[17]’in susmuş olduğunu öğrenmekten üzüntü duydum. Ödüllü şair Newyork’daki evinde 14 Mayıs 2006’da zatürreden yüz yaşında  öldü. Çok sayıdaki ödülleri arasında Pulitzer (1959) ve National Book Award(1995) ödüllerinin de sahibi Kunitz, ABD’nin çok başarılı ve saygın şairlerinden biri olarak kabul edilir.  O hayatının sonuna kadar yazmayı sürdürdü. Geçen yıl (2005) son kitabını yayınlamıştı.
Kunitz çok geniş bir bakış açısına sahiptir; onun şiiri, insanları, insanlararası ilişkileri, yereldeki  güzellik,   dönem ve  doğa hakkında her olguyu taşır. Onu kaybetmenin özellikle bana verdiği üzüntü, onun ayni zamanda bir bilim şairi, özellikle astronomi ile çok ilgili bir şair olmasındandır.  Aslında  şiirlerinin çoğu, “ Halley's Comet” ( Halley Kuyruklu Yıldızı)  veya “ The Flight of Apollo ” (Apollo’nun Uçuşu) gibi, gökyüzünü referans vermektedir :

“Ben yeryüzünde bir yabancıyım.
Aydaki adımlarla,
Yabancı galaksilerde
Yeni Kudüs’e
keyifli bir haca başlıyorum

Sıcak. Soğuk . sessizliğin kraterleri.
Dönüşümün kıyılarında  dalgalanıyor
Sakinlik Denizi.
            Ve , ötesinde
Yıldızlardan haberler.”

Diğer şiirlerinde, örneğin  “ The Science Of The Night ”da (Gecenin Bilimi), bir duyguyu veya bir coşkuyu açıklamak için astronomik konuları veya bilimsel  imgeleri kullanır:

“(…)size dokunmam, bir ışık yılına gider.
Ruh değil, sistemiz, ve hareket ederiz
Bizden habersiz bulutlarla
Büyük bir bulutsu gibi.

Ve başlangıcında, çok girdaplıdır motiflerimiz
Baba aslan ile, anne yengeç ile.
Hayalperesttir kayıp kaburgam,
Geçmişin ışık ve  efsane oyunlarında
Kimin gezeğeni  toz toz eser
Magellans kadar uzaktır aşifteniz
Kime hızlandırıyorsunuz sanatınızın zevkini ?

Zaman kaybımı  büyüten camdan bir ayna
Tayfında görüyorum  değişen kırmızı çizgilerini,
Genişliyor evren, inceliyor dıştan,
Uçuyor dünyamız, oh  !.. uçuyor,  hızı farklı
Güçlü kapüşonlardan ve soyut uçuşlardan
Çağırıyorum sizleri, şahsınızla ve gururunuzla.
Şimdi uzayın dışından akıyor bana şelaleler.
Yanımda hala umutsuzca tutunmuş ;
Hava akımının girdaplarıyla
Bana sütlü yollardan sabahları getirin(…)”

Siz , gökyüzü şiirine adanmış sitemde, onun biyografisine ek bilgiler yanında , şiirinden de başka örnekler bulabilirsiniz[18].
Bilim bir başka düzeyde, eğitimini sürdürürken dünyanın güzelleşmesine pek araştıramamıştır.  Bazı şairler onu anlamış ve bilimsel konuların kavranması olsun, çağdaş deneyimimize en yakın bilimsel görüntüler olsun,  bilimi kendi şiirlerine dahil etmeyi araştırmışlardır. Bu tür girişimler, görünürde bu iki uzak disiplinler arasında bir köprü kurarak, hem edebiyatı ve hem de bilimi zenginleştirir. Bu, çağımızın bilimsel gerçeklerini içselleştirerek, ayrıca bir duygu çoğaltması… veya duyarlılık azalması vermeye  çalışarak, çağdaş ruhun, düşüncenin  evrende gerçek yerini bulmasına olanak verir.
Bir kitabe olarak, Kunitz en güzel şiirlerinden birinin, “ The Long Boat ” da yazdığı son dizelerini alıntılayalım :

“Barış! Barış !
Sonsuzluğu sallar!
Önemli değildir
Hangi evde olduğu”


T. Ayhan ÇIKIN

[1] W. Eastwood, 1961, A Book of science verse : the poetic relations of science and technology, London : Macmillan, 1961,xvi, 279 p. ;
[2]  John Lenihan, 2010, “Şiir Bilim İlişkisi”, in : Bilim İş Başında, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 10. basım,  Ankara, s.101-109.
[3] E.V.Knox 1973 The Steam-givers in These Libertiees ( Özgürlükler, Buharcılar) Londra : Methuen  (akt. J.Lenihan, 2010, agm,  )
[4] Patric Dickinson 1960  Jodrell Bank, The World I See (Jodrell Bank, (Gördüğüm Dünya) (Londra : Chatto and Windus ((akt. J.Lenihan, 2010, agm,  )

[5] John Wain 1956 A Word Carved on a Sill ( Bir Eşikte Yontulan Sözcük) (Londra : Rudledge and Paul).
[6] Jerry P. King, Matematik Sanatı, Çev. Nermin Arık,TÜBİTAK, Popüler Bilim Kitapları,:49, Ankara, 2003, s.IX-X
[7] Bertrand Russel, Mistisizm ve Mantık, çev. Ayseli Usluata, Varlık Yayınları , İstanbui. 1972
[8] Robert Frost, The Poetry of Robert Frost. New York : holt, Rinehart & Winston, 1969, s.1 ; akt. King, s. IX-X
[9] Lynn Sten (Ed.), Mathematics Today, s. 10; akt. King, s.96
[10] R. G. Collingwood, The Principles of Art (Londra: Clarendon, 1938, s. 130.
[11] W. Eastwood, 1961, a.g.e. , s.  (akt. J.Lenihan, 2010, agm,  )
[12] Centre national de la recherche scientifique (Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi)
[13] Jean-Pierre Luminet, “Sciences, poésie  et création”, in : http://mayaime.wordpress.com/2010/12/05/sciences-poesie-creation/

[15] Mario Tessier, “La poésie de la science”, 21 Mai 2006, http://www.sciencepresse.qc.ca/blogue/2006/05/21/poesie-science


[16] Atom çekirdeğinin parçalanması
[17]Stanley Jasspon Kunitz (1905 Worcester (Massachusetts)- 14.05.2006 Mewyork). Amerkalı şair, profesör, çevirmen ve editör. Çeşitli üniversitelerde profesörlük ve Rusçadan şiir çevirile.ri yaptı. O bir düzine kadar şiir yanında, metafizik ve karmaşık konularda da yazmıştır